Ana içeriğe atla

'Yüce Honos' sendromu. (#herkesbirazşeydir)

"Beynimiz insanları etiketlemekten çok hoşlanır çünkü böyle yaparak o insandan gelebilecek tehlikeleri sınıflandırır ve oluşabilecek zararları optimize etmiş olur…” gibi bilgiler var kafamda. Tam kaynak veremeyeceğim ama insanları biraz tanıdıktan ve hatırı sayılır bir süredir de insan olduktan sonra, ‘Ocu, bucu, şucu…’ şeklinde sınıflandırmalardan uzak yaşayamadığımızı öğrendiğimden bu bilgiyi doğru kabul ediyorum şimdilik. Gerçekten bizim kültürümüzde mi daha çok yoksa bir şekilde insanların hepsine yüklenmiş bir kod mu bilmiyorum. Birisinin bizden daha salak olduğunu bir şekilde kendimize inandırdığımızda ‘Yüce Honos’ oluyoruz.

Örneğin, Okan Bayülgen’in her fırsatta Z kuşağının ne kadar aptal olduğunu düşündüğünü dillendirmesi böyle bir ayrımcılığın en net örneklerinden birisi. Beyefendi kendini genç nesli kötüleyerek iyi hissetmek istiyor çünkü;

1) Kendisi eski nesil,

2) Yeni nesil ondan iyi olursa aşağılanacak kişi kendisi olur ve

3) Birine bok atarak kendisini gündemde tutabilir.

Halbuki bir kuşak olmaktan öte insanların dünyaya geliş zamanları üzerinden ve içine doğdukları bu düzen yüzünden bir şekilde aptal ilan edilmesi Z kuşağının bu konudaki öznesi olmasından başka hiçbir özelliğini yansıtmıyor. Evet, tabi ki, bok gibi insanlar vardır ama her nesilde vardır ve belki de hala nesiller olduğuna göre, her nesil biraz aptaldır.

Yine severek takip ettiğim bir yazarın Youtube’da “Astrolojiye inanan maldır.” adlı videosunu izledikten sonra, başka insanları aşağılayarak kendini yüksekte hissetmenin ne kadar ucuz ve kolay bir zevk yolu olduğunu gördüm. Bu sırf astrolojiyle alakalı olmak zorunda da değil. Astrolojiye inanlar mal da olabilir ama sorun bu değil. Sorun herhangi bir konuda bizim tam zıddımızı düşünen insanın salak olduğuna ikna olmamız. Hatta ikna olduktan sonra da kendimize yandaşlar bulup fikrimizde ne kadar haklı olduğumuzu başkaları vasıtasıyla da doğrulamamız. İşte bu zincir kurulduğunda galiba beynimize bir gevşeme geliyor ve beynimiz o kutsal görevini yerine getirmiş oluyor. Hatta bununla yetinmeyip bir de kendini yüce hissetmiş oluyor.

Misal ben şimdi kalksam ve desem ki “Hamsi sevenler kuş beyinlidir.” İllaki kendime yoldaş bulurum bir şekilde çünkü her malın alıcısı olduğu gibi her olayın da katılımcısı vardır ama bu başkasını aşağılama yoluyla elde ettiğim yücelik o insanlar ortadan kalktığında benden alınmış olacak. Yani dünya üzerinde ‘hamsi seven kuş beyinlilerin’ başına bir şey geldiğinde ve hiçbiri meydanda kalmadığı takdirde ben artık yüce olamam. Peki bu yüceliğimi geri kazanmak için ne yaparım? Elimde kalan ve bana muhtemelen her konuda katılan ekibin içinde pembe giyinmiş birini gözüme kestiririm ve “Pembe giyen dümbelektir.” derim ve bunun böyle olmadığını düşünen olursa şayet onun sayesinde yeniden yüce olurum. Bu sonsuza kadar kendimi başkalarını aşağılayarak yüceliğimi elde etme mücadelemin basamaklarından birisi olmuş olur.

Konu gerçekten Z kuşağının aptal olup olmaması, astrolojinin zırvalık olup olmaması ya da herhangi bir grubun bir şey olup olmaması değil. İnsanların bu insanları ayırıp dışladıktan sonra kendilerini onlardan yüksek tutarken aldığı zevk. Bunu bu tarz konuşmaları yaparken gözlemleme şansı bulduğum insanların jest ve mimiklerine dayandırarak söylüyorum, haz alıyorlar ya da alıyoruz. Bilemem. Hala insanım.

Neyse, kısacası dünya üzerinde milyarlarca insan olduğumuz sürece birilerinin bir şeyleri bizden farklı yapması kaçınılmaz olacak. Umarım bir gün insanlar bu etiketleme hastalığından ve kendini her koşulda başkalarından üstün hissetmek için birilerini aptal ilan etmek zorunda kalmaktan kurtulur, kendi yüceliklerini yalnızca kendi düşünceleri ve erdemli davranışlarıyla kanıtlama yoluna giderler. Yoksa benim değerim hep başkalarının ‘bana göre’ yanlış olan düşüncelerinden doğmuş olacak. #herkesbirazşeydir





Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...