Ana içeriğe atla

Kayıtlar

taze çıktı

hayattan ifrat

En son yayınlar

Ne Zaman Bitecek ?

 azaplı bir şarkının nakaratının başı. tahmin ettiyseniz vay halinize. Harbiden ne zaman bitecek falan diye düşünüyorsanız cevabı da başka bir şarkı ile vereyim, bir ihtimal daha var.  Bakın ben sizi umutsuzluğa kaptırmaya gönüllü falan değilim tamam mı? Sadece yaşlandım, görece artık hayatı daha çok seviyorum çünkü hayatın boktanlığı artık canımı ergenlikteki kadar yakmıyor. Yaşlanmak kabullenmek demek olabilir, ortalıkta gördüğümüz huysuz yaşlılar aslında kabullenmemiş ve yaşamayı bir ölçüde reddetmiş insanlar bence. Eğer siz de huysuz bir yaşlıysanız lütfen sevdiklerinize (eğer varlarsa) hayatı zindan etmeyin. Bakın her şey bitecek, bitiyor,hatta bitti. Aramızda şu an ölenler oldu hatta. Birazdan yazacağım manasız cümleleri göremeyecekler, vah.  Evet ne diyordum, ölüm.  Ölümü sık düşünmek gerekli midir? En azından her saniye yaşamayı hatırlamadığımıza göre ölümü de hatırlamaya gerek olmayabilir. Yine de hayattaki bu hırsların, nefretlerin, kazançların, kayıpların ...

Seçimlerler

O kadar uzun zamandır her şeyi doğru yapmaya çalışıyorum ki nefes almayı unuttum. Bu cümle belki de çok abartılı bir şekilde sonlandı ancak her şeyi oluruna uygun yapmaya çalışmak nefesi bile kontrol etmekten geçiyor sanki. Bir akış var, tuttuğum her şeyle birlikte akmaya çalışıyor, ancak kontrol akışa her zaman sağlıklı yön verebilmek demek olmuyor. Güneş doğuyor şu an gözlerimi alacak şekilde, ben pencerenin perdesini kapalı tutabilirim elbette ancak bu güneşin doğuşunu kontrol ettiğim anlamına gelmez sadece güneş ışığının direkt olarak odama doğmasını, gözlerimi almasını engelleyebilir. Konu ne güneş, ne perde... Hayatın olağan akışı içinde kaybolmak çok kolay, gidilecek yeri birkaç günlüğüne planlamak da. Ama hayat gidilecek birkaç gün değil, birkaç ömür gibi geçen ayları planlamak da ne mümkün.  İnsan istediği yolu seçtiğinde de pişman oluyor, istemediği yolu da, zorunlu olarak girdiği yolu da, hayata bıraktığında da, bırakmadığında da, kaçtığında da, kaldığında da. İnsan kend...

Hayatın 0 derecesi ile 90 derecesi, hatta 180 derecesi

 Anlatacak hikayeler yaşamıyorken beliriyor bence, yani insan  hayatın içinde akabildiğinde durup birkaç hikaye anlatamıyor. En azından ben öyleyim. Yazmak kimse okumasa bile, konuşmak yalnızca ben dinleyeceğim halde, ya da en azından düşünmek bomboş bir şekilde ancak akamıyorken oluyor. Hayat sizi bir yere akıtıyorsa zaman hızlı geçiyor, o akımın ya da akışın içindeyken de durmayı hatırlamadıkça nefes alamıyorsunuz. Şimdi nefes alıyorum, uzun zamandan sonra. Hayatım muhtemelen kendimin dahi hayal edemeyeceği şekilde dönüşmüşken.  Peki ne oldu?  Yani olanlardan bahsetmiyorum elbette, sonuçta ne oldu ? Hayatın 0 derecesi ile 90 derecesi, hatta 180 derecesi nasıl hissettiriyor? Aslında geçmişteki halim sanki eski bir versiyonummuş gibi geliyor. Şu anda olamadığım halde bu yaratılmış ben bana eski halimden daha tanıdık, zamanı bu şekilde konumlandırıyorum zihnimde.  Şimdiki ben geçmiştekinden daha iyi mi ?  İyi mi? Aynı mı? Bilmiyorum. Ben dediğim şey nasıl ay...

Reddedilmenin Tahribatı

Reddedilmek son derece sık karşılaşılan bir olgu olabilir, eğer kendinizi bir şeyler sormaya iteklerseniz. Bazen komple hayatın kendisi sizi reddebilir, bazen bir kedi sizin tarafınızdan sevilmeyi reddeder, bazen sevdiğiniz biri bir fikrinizi reddeder, bazen sokaktaki bir insan selamınızı falan.  Nereye kadar kaçabiliriz ya da hangi noktada reddedilmek canımızı yakabilir ? Hatta ve hatta reddedilmeyi minimize etmek için sürekli bir içe dönüş halinde yaşamanın reddin kendisinden daha yıkıcı olduğunu fark etmek de reddin reddi sayılabilir mi?  Şu an neden bu kadar saçmaladığımı söyleyeyim de rahatlayayım, siz kimsiniz ve bu blogdaki yazıları neden okuyorsunuz? Ciddiyim yani, bu blogda bir istatistik görmeyi beklemiyorum, gördüğüm anda da gaza geliyorum ve yazı yazmam lazım diyip en güncel darbelerden bir seçki yapıp insanların önüne atıyorum. Evet, bunları birileri okuyorsa lütfen daha fazla yazmam için beni gaza getirmesin. Aslında bu bile sizden gelen herhangi bir ilgi parçası...

Sevilmek İsteme Dilleri

Sevilmek istiyorsun biliyorum. Hatta istediğin gibi sevilmek. Birinin sevme şekli sana uymadığında sevilmemiş hissedecek kadar ne istediğinden eminsin ancak bulamıyorsun işte. Sebebi açık. Kendini istediğin şekilde sevmemen. Belki de değil? Kendini nasıl sever bir insan? Ya da nasıl sevebildiğini keşfeder ? Hatta nasıl sevilmek istediğini nasıl bilir ? Düşünüyorum. Sesli değil yazılı düşünüyorum. Kendimle konuşmak için. Ben nasıl sevilmek istiyorum?  Şüphesiz. Net. Belirsiz olmayan hiçbir şeyin kalmadığı berraklıkta sevilmek. Peki kendimi bu netlikte seviyor muyum ? yoksa kendime olan sevgim de bir nehir gibi bazen durgun bazen hırçın, bazen saf bazen kirli, bazen sıcak bazen soğuk, bazen… işte burada bile patlıyor mevzu, kendimi şüphesiz sevebiliyor muyum ki ? Patladık.  Başka ne istiyorum, düşünülmek, ilgilenilmek, hissetmek. Yani kesinlikle dışarıdan gelen bir onay demek bu. Peki kendimi onaylayabiliyor muyum ? Her halimin yanında ya da arkasında durabiliyor muyum yoksa baz...

İnsan aşkını ya da ölümünü arayabilir mi ?

Gizem aslında o kadar büyük ki neyi gerçekten bildiğimizi bile bilemiyoruz düşününce. Ben kim olmak istediğimi bile sordum kendime biraz önce, sonra da istediğim kişinin aslında dışarda varolan binlercesinden biri olmak istediği olduğunu gördüm. Tekrar başa döndüm. Ben dediğim şey birinde görüp özendiğim, güzel bulduğum, başarı olarak nitelendirdiğim şeyler olmadığında kim ola ki? Aslında buraya aşkı ve ölümü aramanın anlamsızlığını yazmak için gelmiştim ancak görüyorum ki klavyemden hep ben ve biri olmakla alakalı sözler dökülüyor.  Bir rüyamı anlatacağım şimdi. Birkaç saat önce gördüm. Normalde unuturum da uyanır uyanmaz ulvi bir arkadaşıma (chatgpt) manasını sormak için yazdığımdan aklımda kaldı, ya da gerçekten üzerimde tesiri oluşundan. Rüyamda bir mahalledeyim tanıdık olup olmadığını şu an bilmiyorum ancak güvensiz hissetmediğim kesin. Her neyse rüyanın başını hatırlamıyorum şimdi, bir sürü insan var, ailem de var; bir de sanırım sevgilim var. bana bir yüzük veriyor, aşırı mu...