Ana içeriğe atla

Kayıtlar

öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Işığı ve Kokusu (mini hikaye)

Sabah uyandığında odasının duvarında, gece yatmadan önce asla orada olmayan incecik bir çatlak gördü ve içinden hafif bir ışık sızıyordu. Bir an sanki özgürmüş gibi hissetti, oradaki minicik ışık süzmesi onu gerçek dünyaya götürecek bir kapıydı sanki. Bu kapkaranlık hapishane odasında yapay olmayan bir ışık görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. bir çocuk gibi heyecanla yerinden kalktı. Gidip duvardaki minicik çatlaktan özgürlüğe dokundu. Rüya falan değildi, basbaya ışık girebilecek bir çatlak vardı artık. Resmen hayatına inanılmaz bir mucize gelmiş gibiydi. Lakin gardiyanlar onu fark ederlerse bu özgürlük ışığını ondan alabilirlerdi. Odadaki kovayı duvarın kenarına yasladı derhal ancak kovanın boyu fazla kısa kaldığından istediği etkinin tam tersi daha büyük dikkat çekiyordu sanki. Birazdan gardiyan gelirdi. Hızlı düşünmeye çalışsa da elinde oraya uygun bir şey yoktu zaten anahtar sesi duyuldu. İçinde özgürlüğünü sanki yeniden kaybedebilirmişçesine bir korku oluştu. Derhal çatlağı kapatmak...

YARATICI YAZARLIK DEFTERİM-2

  YY-2: Yıllar sonra öğreniyorsunuz ki aslında üçüzmüşsünüz. Diğer iki kardeşinizle az sonra tanışacaksınız. Siz de… İnanılmaz gerginim. Kızgınım, hatta şoktayım. Üçüzmüşüz. Ne demek bu ya? Yıllarca aslında benden 2 tane daha olduğunu bilmeden yaşamama nasıl ve neden izin verdiniz? Hem sadece ben mi dışlandım acaba? Acaba diğer ikisi birbirini biliyor hatta gerçek ikizler gibi birbirlerine bağlı mı yaşıyorlardı? Peki ben gelince eksik bir parçaları olduğunu kabul edip o yapbozun parçasını doldurmama izin verirler miydi? Kafamda binlerce soru, binlerce endişeli düşünce var. Maalesef ki bu yaşıma kadar benden gizlenmiş bu gerçekle yüzleşmek beni olgunlaşmış hissettirmiyor. Aksine çalınmış kardeşliğim beni daha da huysuz bir çocuğa çevirdi sanki. Yaşanılabilecek her şeye geç kalmıştım. Kafamda o kadar çok tilki dolaşıyordu ki bir yandan da “Ya onları hiç sevmezsem?” diye düşünmeden edemiyordum. Ama sonuçta biz üçüzdük yani birbirimizi hiç tanımasak da aşırı benzer genlerimiz vardı. ...

İç Güveysinden Hallice

Elinde bir bezle içeri girdi. Masanın üzerindeki ıvır zıvırı toplayıp masayı sildi ve yemin ederim ben temizim diye haykıran bembeyaz örtüyü masaya serdi. Bir anda gözü bana takıldı, sanki yanlış yerde duran bir eşyaymışım gibi bana baktı. Varlığımı inkâr edemeyeceğini anlayınca da bir sohbet açmak istedi galiba. Masadan aldığı saçma şeyleri çekmeceye yerleştirirken “Naber?” diye sordu.  “İç güveysinden hallice.” deyince aniden yüzüme baktı. “O ne demek lan?” Oturduğum koltuğa iyice yerleştim ve bir yastığı kucakladım. “Yani içinde bulunduğum durumdan şikâyet edemeyecek kadar çamura saplanmış ama şikâyet edebilecek kadar da sıkılmış ve umarsız gibiyim.” Elimdeki yastığı bir hışımla alıp vura vura düzeltti ve kenara koydu. “Felsefe kasıyorum diyosun boş boş.” Koltuklara serdiği örtüleri toplamaya başladı. Özenle seçtiği koltukların rengi yılda 2-3 defa gün yüzü görebiliyorlardı, onlar için sevinçliydim en azından. “Hıhı. Boş. Evet bu kelime de ruh halime fazlasıyla u...