Ana içeriğe atla

Kayıtlar

düşünce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi.  Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. ...

Hoşgeldin Haziran Bebek ☺

 ☺ Aklımdakileri yazana kadar aklımdan bir sürü cümle daha geçiyor. O sebepten bazı konularda uzun uzun düşünemiyorum. Hemen zihnim yeni bir sorun, kusur, dert, kaygılanacak olgu yaratıp dikkatimi çekmeyi başarıyor. Ben de ona ihtiyacı olan malzemeyi yani dikkatimi hemen veriyorum, zayıfım, ona karşı bir direnişte bulunasım yok bulunsam bile başaramam gibi. Çünkü aslında o benden daha çok hayat yaşadı, ben yalnızca onun senaryolarına göre rol kesen ucuz bir oyuncu oldum hep, ama sağ olsun beni hep iyi rollere koydu, başrolde hep ben vardım, acı çekilecekse de çok iyiydim de ondan acı çekiyordum, süpersem de zaten süperdim. Hep aşırı güzel, aşırı yetenekli, her haliyle hayran olunası biriydim ona göre, e bunca zaman da onun senaryolarına alışmışken kendime çizdiğim bu yol haliyle bana sıkıcı geldiğinden, hayatı yaşamaktan kaçar oldum. Ancak böyle oturup yazarsam hayatta olduğumu fark edebiliyorum galiba. Şu an fazlasıyla dürüstüm mesela, normalde böyle olmaz, hemen aklım beni alır v...

Hayat Boktansa Çözümü Vardır.

  Bazen ne yaparsak yapalım olmaz. Ama inatla yapmaya devam ederiz. Çünkü biz insanların ne isterlerse başarabileceklerini, her istediklerine – yeterince isterlerse- ulaşabileceklerini düşünen bir altyapıya sahibiz. Siz değilseniz buradaki sözlerim sizi hiç ilgilendirmiyor. Bu dertten muzdarip olan, iyilerin her zaman kazanacağı masallarıyla büyümüş arkadaşlarımla yoluma devam ettiğimi bilmek beni mutlu eder. Size şimdilik bay bay. Bizim temel sorunumuz bence kendimize ve yapabileceklerimize inanmış olmaktır. Evet inanmış olmak. Ama gün gelip de çocukluğumuzda planladığımız kişiyle uzaktan yakından alakası olmayan insanlara dönüşmüşsek, içimize bir savaşın olması kaçınılmaz. Kendimizi bulunduğumuz yere, duruma, yaşanılan olaylara layık bulmayız; hep daha fazlasını, daha iyisini hak ettiğimizi düşünürüz, belki aksiyona geçeriz, çabalarız ama bir yandan da hayatımızda hiçbir şey hayal ettiğimiz çizgide gitmemeye devam eder. Denklemin iki bilinmeyeni olduğu için burada yapılabilecek...

MARTIN EDEN İNSAN MIDIR ?

Martin Eden’i tanıyanlardan birisi olsaydım muhtemelen onun başarısız olmasını isterdim. Gerçekten. Yani baş kahraman kötü biri değilken ve bu kadar da çabalayan birisiyken, onunla aslında negatif bir yerden bağ kurmam tamamen benim kıskançlığım; yoksa o inanılmaz çaba gösteren, inançlı, güçlü birisi ama kendimde olmayan her şeye sahip olduğunu düşündüğüm ve asla onun kadar cesur biri olamayacağım için onun da başarılı olmamasını isterdim, yalan yok. Onun bunca zor zaman yaşarken bir yandan da kendisini geliştirme çabası, aşkına ve bilme tutkusuna olan sadakati ile harika birisi olması hem çok doğal hem de inanılmaz geldi bana. Okuduğum en etkileyici kitaplardan birisiydi çünkü hayatımın nereye gittiğinden, ne olacağımdan, tutkumun ne olduğundan bu kadar emin değilken, nispeten şanssız birinin kendini o çukurdan çıkarışının ne kadar zor ve değiştirici bir deneyim olduğunu bizzat yaşamadan gözlemleme şansım oldu. Evet, insanın bir tutkusunun, bir aşkının uğruna neler yapabileceğin...

'Yüce Honos' sendromu. (#herkesbirazşeydir)

"Beynimiz insanları etiketlemekten çok hoşlanır çünkü böyle yaparak o insandan gelebilecek tehlikeleri sınıflandırır ve oluşabilecek zararları optimize etmiş olur…” gibi bilgiler var kafamda. Tam kaynak veremeyeceğim ama insanları biraz tanıdıktan ve hatırı sayılır bir süredir de insan olduktan sonra, ‘Ocu, bucu, şucu…’ şeklinde sınıflandırmalardan uzak yaşayamadığımızı öğrendiğimden bu bilgiyi doğru kabul ediyorum şimdilik. Gerçekten bizim kültürümüzde mi daha çok yoksa bir şekilde insanların hepsine yüklenmiş bir kod mu bilmiyorum. Birisinin bizden daha salak olduğunu bir şekilde kendimize inandırdığımızda ‘Yüce Honos’ oluyoruz. Örneğin, Okan Bayülgen’in her fırsatta Z kuşağının ne kadar aptal olduğunu düşündüğünü dillendirmesi böyle bir ayrımcılığın en net örneklerinden birisi. Beyefendi kendini genç nesli kötüleyerek iyi hissetmek istiyor çünkü; 1) Kendisi eski nesil, 2) Yeni nesil ondan iyi olursa aşağılanacak kişi kendisi olur ve 3) Birine bok atarak kendisini gündem...

Sorun Bende Değil Sizde

Az önce Beyhan Budak’ın Youtube’da paylaştığı “Deli Misin Yoksa Çevrendeki İnsanlar Mı Seni Delirtiyor?” videosuna denk geldim. Uzun zamandır kendimi dinlemeye, kendim hakkında bir şeyleri anlamaya ve sebeplerini görmeye çalıştığım için bu video ilgimi çekti. Bir de yakın zamanda Holistik Psikolog Dr. Nicole LePera’nın “Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?” kitabını okumuştum, orada da kendi sorunlarımızın asıl kaynağı olamamamız ihtimalinden derin bir şekilde bahsedilmişti. Kendime dair inandığım şeylerin aslında birçoğunun üzerime itilmiş etiketler ve olmam beklenen kişinin özellikleri olduğunu keşfettim. Bana baktığımızda gördüğümüz birçok şeye ben karar vermiş değilim aslında. Mesela beni tanısanız uyumlu birisi olduğumu düşünürsünüz çünkü ben aslında sorun çıkmasından hoşlanmam. O yüzden bir yerde sorun çıkaran olmak da istemem. Bunun üzerine biraz düşününce, bir şekilde çocukken kendimi uyumlu olmak zorunda hissettiğimi de fark ettim. Aile içinde veya arkadaşlarımın içinde so...

21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.

Günün sonunda olmak istediğimiz kişi olmadıysak bile, olmak istemediğimiz kişi olmadıysak bir şeyler başarmışızdır.  Kendimize insanların gözünden bakmak mümkün olsaydı, başkasının gözüne girmek için bu kadar çabalar mıydık yoksa onların gözlerinin ne kadar yargı dolu ve kibirli olduğunu keşfettiğimiz an olduğumuz kişiden gurur duyar, bakan gözü mü suçlardık ? Ya da acaba ben de mi böyle bakıyorum diye kendi gözlerimizin içine bakma cesareti gösterebilir miydik ? Saçma sapan sorular sormaya devam ediyorum. Ama soru sormadıkça da faydasız düşünceler üretmekten başka bir yere gidemiyorum. Soru sormamın amacı da bir şeylere yanıt bulmak mı, hiçbir fikrim yok. Aramadan bulunacak bir şey için en ortalık yere bakmak gerekir ve evrende sır olan hiçbir şey yoktur, çünkü insan zeki olduğu kadar aptaldır da. Bir de insan zihni gizemli olanı sever, hayatın sırrının fizanda olduğuna inanır, içine bakmak aklına gelmez. Ben bu soruları içimden geldiği için soruyorum. Bir anda içimden d...

Acaba bir koyun muyum ?

Herkese potansiyel bir fabrika gibi yaklaşılıyor. Yani öyle olmaları gerekiyormuş gibi. Misal ben öylesine 'hiçbir şey üretmiyorum' hissine kapılıyorum ki eskiden zevkine günde üç kez yazı yazarken artık bunu bir realite olarak, bir ürün olarak gördüğümden yazdıklarımı değerli bulmuyor, olanla barışamıyorum. Hep üstüne bir şey koymak gerekiyor. Her an üretimde olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum çünkü “Bir şey üretmiyorsan, hiç kimseye bir faydan yoktur.” algısı üstümüze salınıyor. Böyle boş durup bir şey yapmayınca da faydasız ve gereksiz bir insan olarak oksijen israfı gibi hissetmek kaçınılmaz oluyor. Ya tamam da niye üretiyoruz? Her malın bir alıcısı olduğu içinse zaten milyarlarca mal var ortada. Ama sorun şu, herkes bir şey yapıyor ben boş mu durayım, benim bu güzel zekâm boşa mı gitsin, ben neden hayran olunası veya linç edilesi ürünlerimi başka zekâ pırıltılarıyla buluşturup dünyaya bir armağan bırakmayayım? gibi şeyler düşünmüyor değiliz. “Ee, sen niye yazıp yer işgal...

Baktığın Benim, Gördüğün ???

Sizce insanlar size baktığında neler görüyordur? Yani fiziksel olarak ortak şeyler görüyor olabilirler tabi ki ama siz onlarda ne gibi izlenimler bırakıyorsunuzdur? Belki bu konularda insanların direkt tepkisini almış olabilirsiniz, belki ne düşündüklerini hissetmiş olabilirsiniz ya da belki hiç umurunuzda olmamıştır. X bir insan olsun, hepimiz gibi. Öğretmeni X’e baktığında ne kadar açık fikirli olduğunu, notlarını paylaşmadığı arkadaşı ne kadar kötü kalpli olduğunu düşünmüştür; parktaki abi çok saf bulmuştur X’i, komşusu yardımsever; iş yerindeki uzak ve soğuk, bankadaki teyze güzel bulmuştur… Daha birçok sıfatla anılmış olabilir bu meşhur X. İnanın, tanısanız bir etiket de siz yapıştırmak istersiniz ona. Peki, X bunların hepsi olabilir mi? Aynı anda hem iyi hem kötü, hem zeki hem aptal, hem yardımsever hem umursamaz, hem yaralı hem acımasız… Olabilir. Bütün denilen şey bir sürü parçadan oluşuyor ve bunları toplayınca elde var X. Her telden çalıyor. Hepimiz gibi. Binlerce p...