Ana içeriğe atla

Baktığın Benim, Gördüğün ???

Sizce insanlar size baktığında neler görüyordur?

Yani fiziksel olarak ortak şeyler görüyor olabilirler tabi ki ama siz onlarda ne gibi izlenimler bırakıyorsunuzdur? Belki bu konularda insanların direkt tepkisini almış olabilirsiniz, belki ne düşündüklerini hissetmiş olabilirsiniz ya da belki hiç umurunuzda olmamıştır.

X bir insan olsun, hepimiz gibi. Öğretmeni X’e baktığında ne kadar açık fikirli olduğunu, notlarını paylaşmadığı arkadaşı ne kadar kötü kalpli olduğunu düşünmüştür; parktaki abi çok saf bulmuştur X’i, komşusu yardımsever; iş yerindeki uzak ve soğuk, bankadaki teyze güzel bulmuştur…

Daha birçok sıfatla anılmış olabilir bu meşhur X. İnanın, tanısanız bir etiket de siz yapıştırmak istersiniz ona.

Peki, X bunların hepsi olabilir mi? Aynı anda hem iyi hem kötü, hem zeki hem aptal, hem yardımsever hem umursamaz, hem yaralı hem acımasız…

Olabilir. Bütün denilen şey bir sürü parçadan oluşuyor ve bunları toplayınca elde var X. Her telden çalıyor. Hepimiz gibi. Binlerce parçamız var, kabullendiğimiz veya kabullenemediğimiz.

O zaman, X’e baktığımızda odaklandığımız alan onun seçimi midir, yoksa bizim mi? Algıda seçicilik dediğimiz mevzu, insan seçimlerimizde de bütün yargılarımızda da devrede olabilir mi?

Ben insanların kötü yönlerini görmeye odaklanmış biriysem, onların bütünlüğünün içindeki en sevimsizleri seçip o insanı o şekilde damgalamış olabilirim. Benim insanlardaki sahtekarlığa odaklandığım bir günde, karşıma çıkan herkesteki bir sahtekarlığı, yalancılığı fark etmem tesadüf değildir. O yüzden birisi bizi kandırdığında “Herkes aldatır.” gibi kodlamalara müsait hale geliriz ya da zaten herkesin yalancı olduğuna inanmışsak, dürüstlük insanlarda bakacağımız bir erdem olmaktan çıkmıştır bile. Gözümüz kapalı 10 kişi içindeki 1 yalancıyı tespit edebilir hale gelmişizdir.

Birini samimiyetsiz bulduğumuzda acaba samimiyetsizlik arayan biz olabilir miyiz? Kendimizdeki parçayı tanıdık bulup seçme konusunda uzmanlaşmış bir samimiyetsiz…

Kabullenmek istemesek de hepimiz yargıladığımız gibi yargılanıyoruz da.  Kim bilir kimler neler düşündüler sizinle ilgili.  Biri bizi samimiyetsiz bulduğunda ona inanmamış, ay kendine baksın demiş olabiliriz. Asıl yapmamız gereken; içimizdeki samimiyetsiz parçanın varlığını kabul edip, bizde bu parçayı görmeyi seçmiş insanın bize baktığında gördüğü şeylerden sorumlu olduğunu hatırlamaktır. Sonuçta Mevlana’nın da dediği gibi:

“Baktığın benim, gördüğün sensin.”



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...