O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta
hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar
zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok
fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye
mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış,
değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya
yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman
ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu
düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti,
geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de
elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı.
O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi
olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü
ben kimdim ki şiir, deneme, masal yazacaktım? Yeteneklerime öyle güvenmiyordum
ki bunları başkalarının değerli bulabileceği fikri uzayın hiçbir yerinde mevcut
değildi.
Öylesine oksijen israfı bir haldeyken bir anda hayatımda
yeni yeni, rengarenk kapılar açıldı. Başta çok endişelendim ama madem ben bir
şeyleri değiştiremiyordum hayatın benim yerime bir şeyler yapmasına izin vermemek
de saygısızlık olurdu. Çaresiz boyun eğdim ve hayatımdaki değişimleri
kucaklayıp akışına bıraktım.
Üniversitenin itiraf sayfasında bir edebiyat dergisi kurmak
isteyen çocuğa mesaj gönderdim, gruba dahil oldum, süreçlerden geçtim, 50 kere
okuyup çok kötü olmadığından emin olduğum yazılarımı, şiirlerimi dergi ekibindekilerin
beğenilerine sundum, baya ruhumu meydana sermiş gibi hissetsem de hayat benden
bunu istiyorsa, ona istediğini veriyordum işte. Sonra derginin instagram
sayfasında yazımdan bir kısmın paylaşıldığını gördüm, kendimle bu kadar gurur
duyduğum bir anı ortalığa yaymamak gibisi de olamazdı. Çok ünlüydüm sanki. Dahi
bir yazardım. Kendimi sırtımı sıvazlayıp kendime seninle gurur duyuyorum dedim
o an, evet hep beğenilmemekten korkan sen şimdi kalbini açıp acılarını,
sözlerini paylaşabilecek kadar büyüdün.
Sonra derginin ilk sayısı çıktı. 4. Sayfada son derece yoğun
kaygı, hüzün, mutsuzluk hissettiğimde yazdığım Bugünde Dünün Misafirliği adlı
şiirim yayınlandı. Ben ve ilkokulda yazdığı şiiri öğretmenine göstermeye utanan
o küçük kız el ele tutuşup uzaya çıktık sanki. Bir şekilde var olma savaşımın
beni getirdiği o güzel yer, o güzel hislerle dolu bahçede çiçeklerin arasında
bir yerdi.
Çok fazla dileğim oldu, herkes gibi. Birçoğu da gerçekleşti.
Ama hiçbir dileğim aslında beklediğim gibi olmadı ya daha iyisi oldu ya da kötüsü.
Hayaller, hayalperestin sadakatine göre elbet gerçeğe dönüşür, tatlı bir ısrar ve ümit insanın yüreğinden hiç eksik olmasın yeter. Hayatı arzu kapanlarının arasında sıkıştırmadan, akmasına izin verince olması gereken neyse oluyor. Olmaması gerekense dert olmaktan çıkıyor.
Günebakan Dergisinin İlk Sayısı için; https://www.yumpu.com/tr/document/read/67272778/ilk-safak
Yorumlar
Yorum Gönder