Ana içeriğe atla

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı.

O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir, deneme, masal yazacaktım? Yeteneklerime öyle güvenmiyordum ki bunları başkalarının değerli bulabileceği fikri uzayın hiçbir yerinde mevcut değildi.

Öylesine oksijen israfı bir haldeyken bir anda hayatımda yeni yeni, rengarenk kapılar açıldı. Başta çok endişelendim ama madem ben bir şeyleri değiştiremiyordum hayatın benim yerime bir şeyler yapmasına izin vermemek de saygısızlık olurdu. Çaresiz boyun eğdim ve hayatımdaki değişimleri kucaklayıp akışına bıraktım.

Üniversitenin itiraf sayfasında bir edebiyat dergisi kurmak isteyen çocuğa mesaj gönderdim, gruba dahil oldum, süreçlerden geçtim, 50 kere okuyup çok kötü olmadığından emin olduğum yazılarımı, şiirlerimi dergi ekibindekilerin beğenilerine sundum, baya ruhumu meydana sermiş gibi hissetsem de hayat benden bunu istiyorsa, ona istediğini veriyordum işte. Sonra derginin instagram sayfasında yazımdan bir kısmın paylaşıldığını gördüm, kendimle bu kadar gurur duyduğum bir anı ortalığa yaymamak gibisi de olamazdı. Çok ünlüydüm sanki. Dahi bir yazardım. Kendimi sırtımı sıvazlayıp kendime seninle gurur duyuyorum dedim o an, evet hep beğenilmemekten korkan sen şimdi kalbini açıp acılarını, sözlerini paylaşabilecek kadar büyüdün.

Sonra derginin ilk sayısı çıktı. 4. Sayfada son derece yoğun kaygı, hüzün, mutsuzluk hissettiğimde yazdığım Bugünde Dünün Misafirliği adlı şiirim yayınlandı. Ben ve ilkokulda yazdığı şiiri öğretmenine göstermeye utanan o küçük kız el ele tutuşup uzaya çıktık sanki. Bir şekilde var olma savaşımın beni getirdiği o güzel yer, o güzel hislerle dolu bahçede çiçeklerin arasında bir yerdi.

Çok fazla dileğim oldu, herkes gibi. Birçoğu da gerçekleşti. Ama hiçbir dileğim aslında beklediğim gibi olmadı ya daha iyisi oldu ya da kötüsü. Hayaller, hayalperestin sadakatine göre elbet gerçeğe dönüşür, tatlı bir ısrar ve ümit insanın yüreğinden hiç eksik olmasın yeter. Hayatı arzu kapanlarının arasında sıkıştırmadan, akmasına izin verince olması gereken neyse oluyor. Olmaması gerekense dert olmaktan çıkıyor. 

Günebakan Dergisinin İlk Sayısı için; https://www.yumpu.com/tr/document/read/67272778/ilk-safak




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...