Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Toksik Pozitiflik Nedir? Nasıl Uygulanır? (Evde Denemeyiniz.)

Pozitifliğin de toksikliği olur mu demeyin, hem de mis gibi olur. İnsan zihni kutuplardan hoşlandığından (bizzat Osho böyle söylüyor), pozitif bir şeyin de zararlı bir yanını icat ediveriyor. Peki nedir bu toksik pozitiflik, nasıl uygulanır? Son zamanlarda kişisel gelişim yolunda atılan büyük adımların sonucunda, devamlı kendimizi iyi hissetmek zorunda olduğumuz için sürekli bir şükür halinde bulunma, her anı dolu dolu yaşama, "only pozitif vibes" yayma zorunluluğu hissedip; bunları yapamayınca da kendini zehirleme durumudur. Yaşanan olayların üstünü pozitif düşünmeye çalışarak kapatmak, acıdan kaçmaktır. Yani kendinize durup dururken, “Al işte az önce iyi hissetmeyi unuttun, aptal!” demenizdir. O kadar çok pozitif hissetmek zorunda hissediyoruz ki bir yerden sonra kötü hissetmek ya da hiçbir şey hissetmemek bize yanlış gelmeye başlıyor. Üstüne bir de iyi hissetmediğimiz anlar için kaygı duymaya başlıyoruz. Doğru beslenmediğimiz ya da uyku saatimizi kaçırdığımızda kendimize i...

1K3A- Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)

Kim size ne derse desin, sinirlerinize hakim olun. Değişiklik olsun diye, aklınızla mücadele verin. (syf 103) Yeteri sayıda, belki bir stadyum dolusu insan tek bir şeye, sözgelimi ormandaki bir ağacı tutuşturmaya odaklanırsa, o ağaç kendiliğinden tutuşurmuş. (syf 267) Ama sabah olunca her şey hep daha iyi olur. (syf 271) Şimdiye kadar olan hayatımda okuduğum en hümanist kitaptı. Ayrımcılıkların bir kız çocuğun gözünden anlatılması daha da değerliydi. Sadece ırk değil cinsiyet ayrımının da büyürken ne kadar travmatik olduğunu bu kadar tatlı anlattığı için yazara sadece Pulitzer değil bir sürü ödül verilmiştir umarım. Çok da iyi niyetli olmayan bir ortamda, mutlu değil de iyi kalabilmek, eşitliği bir şekilde de olsa savunmak; ha bir de sabah olunca her şeyin daha iyi olacağını hatırlatması çok değerli. Okuyalım lütfen. 

Daha azına razı olmak ya da olmamak.

Hayatta kendi değerinizi keşfetme yolunda yürüyüp bu yolda biraz da olsa mesai harcadıktan sonra, değer verdiğiniz ya da vermediğiniz, tanıdığınız ya da tanımadığınız insanların size olan tavırları sizin kendinize verdiğiniz değeri etkilemiyor. Şüphe bile ettirmiyor. Hatta, “Acaba buradan tam olarak çıkarmam gereken ders neydi?” diyorsunuz. Kendini tanımak için bu kadar kitaplar okumak, sorgulamalar yapıp acıklı süreçler geçirmek, travmaların sebebini aramak, bulmak derken bir bakıyorsunuz ki kendinizle gurur duymaya başlamışsınız. Görmezden geldiğiniz bir sürü başarının, yaptığınız onlarca şeyin aslında sizi siz yapma yolunda ne güzel adımlar olduğunu, kaçtığını sandığınız fırsatların aslında hayatınıza bakışınızı nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz. Bugün bir iş görüşmesine gittim. Çalışmak, boş durup kendime sarmamak için bulduğum bir aktiviteydi çünkü bu süreçte. Yani işe girmek için değil de konfor alanımı zorlamak, başka bir şey denemek istemiştim. O yüzden de stresli olduğum...

1K3A-Hayat Sana Ne Anlatıyor? (Çetin Çetintaş)

Çetin Çetintaş- Hayat Sana Ne Anlatıyor?  Unutma ki beklentin ancak ihtiyacın kadar karşılanabilir. (syf 19) Faydasını gerçekleştiren her şey biter... Bütün ilişkiler bitmek zorunda. (syf 98) İçine atma, için çöplük değil. Anlatmak; olanı görmek, duyguyu boşaltmaktır. Sorunlarını seni dinleyenler çözmez zaten, o dert senin için bir anlam kazanmıştır ve sonunda yine sen çözersin. (syf 167) Duyguların ortaya çıkışlarındaki esas sebebin hala hayatta olmamız ve taşıdığımız elementlerin dengesizliğinden olduğunu öğrendiğimde bunu hazmetmek için zamana ihtiyaç duymuştum.  Halbuki içimizdeki ateşin, toprağın, havanın ve suyun eksikliği veya fazlalığı bizi bunları dengeye çağırmayı iten duygulara yöneltiyor. İstemsizce bunları dengelemek için bir sürü şey yapıyoruz tabi ki, ama fark edince, nedeni görünce insanın hayata ve kendine bakışı değişiyor. Ha bir de akaşa var.  Hayatı anlamlandırma yolunda değişik bir bakış açısı için tavsiye edebileceğim bir kitap.

You 3.sezon İnceleme 💬

🗡Çocukluğundan beri yaptığı şeyi yapan ve muhtemelen birkaç sezon daha yapmaya devam edecek olan Joe Goldberg’ün cinayet ve sözde aşk dolu hikayesinin 3.sezonu çıktı, izlediniz mi? Bu sezon benim için çok daha anlamlıydı.  Birinci sebep; ilk iki sezonu izlediğimde kişisel gelişime bu kadar meraklı değildim ve insan psikolojisi hakkında bu kadar çok şey okumamıştım.  İkincisi; bu sezonda sıklıkla bahsedilen kitabı tam da diziyi izliyorken okuyordum (Bülbülü öldürmek- kitaptan alıntılar yapılıyor.)  Üçüncüsü ise; “Şavasana’yı asla bozma.” diyor Joe, yogadaki ölü adam pozunu uyarladığı, zaten artık ölü olan bir adama. Fakat sezonun benim için en iyi, en anlamlı yeri Love’ın açılışta söyleşisine katıldığı "Neşenin sırrı" adlı kitabın yazarı, aşırı mutlu, hayatın sırrını çözmüş ablamızla olan sohbeti oldu. İki üç kere o sahneyi izledim. Hatta kaydettim. Çünkü kendi içimdeki iki tarafı simgeliyorlardı resmen. Bir yanda hayatımın güzelliklerine odaklanmamı isteyen iyimser y...

Ankara’nın Göbeğindeki Kore’ye Gidiyoruz! (Korelee inceleme)

  Gönül isterdi ki farklı kültür ve lezzetleri yerinde görelim, tadalım. Ama coğrafyamız bize bir kader sunuyor ve şimdilik yabancı mutfakların bize yakın mekanlardaki muadillerini tercih etmek mecburiyetindeyiz. Yine de bu durum bizi dünya lezzet yolculuğumuzdan alıkoyamıyor.  Hayattaki deneyimleri çeşitlendirmenin ve farklı kültürleri görüp “Türk mutfağı dünyanın en iyisidir :D ” diyebilmenin bir yolu da bu işte. Şehrinizdeki yabancı ülkelerin restoranlarını keşfetmek. Farklı ülke mutfaklarının yemeklerini deneme sürecimiz zaten uzun zamandır devam ediyordu. Bu sefer de kişiselleştirilmiş reklam sektörü sağ olsun, Ankara’daki Kore restoranının reklamını görmek nasip oldu. Tabi biz durur muyuz? Hayır. Müsait olduğumuz ilk gün hemen Kızılay’da buluşup Tunalı’ya doğru yürüye yürüye mekanımızı bulduk. Biraz uzun sürdü çünkü biz lokasyon bulma kabiliyeti olan arkadaşlar değiliz ve bir de yürümeyi seviyoruz. Siz tam lokasyona arabayla da çok kolay ulaşabilirsiniz. Restoran old...

Geçmişten Esrarengiz Not

📅15 Ekim 2021 Ne zaman yaptım hatırlamıyorum fakat telefonumda bugün için ‘Bakalım nolacak?’ isimli bir olay takvime kaydedilmiş. Bugünlerde de sık sık aklıma gelen, geleceğe mektup yazma işlemini baya esrarengiz bir halde ve fazlasıyla kısa bir açıklamayla yapmışım. Hafızama fazla güvenmiş de olabilirim. Ne zaman yaptığımı hatırlamadığımdan ne umarak yazdım ve neden bugünü seçtim, bilmiyorum. Ama geçmişime, yani günlüklerime şöyle bir baktığımda ekim aylarının benim için çok da olaylı olmadığını bir şeyler yazmamamdan yola çıkarak söyleyebiliyorum. Belki de takvimi rastgele açıp bir güne basmış ve “acaba 2021’in ekiminde ne yapıyorumdur?” diye geleceğe bir not bırakmışımdır. Hatırlamamak garip bir olay. Neyi neden yaptığımı hatırlamamak canımı çok sıkıyor şu an. Gerçi, “Hayatının yüzde kaçını bilinçsizce ve ne yaptığını zerre hatırlamayacak kadar umarsızca yaşadın, bu mu derdin?” derseniz, eh haklısınız. Yine de kendime bir cevap borçluyum. Evet, hala eskisi gibiyim. Ama yepyen...

NEDEN 21 GÜN? (Alışmak sevmekten daha zor mu ?)

Yeni bir alışkanlık edinmek için, o hepimize gelen ilk yarım saatlik motivasyondan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Bir şeye olan ilgimizi aksiyona çevirmek ya da bir değişiklik yapmak için (iyi bir ruh hali ve boş vakit de varsa) anlık bir heyecanla başına oturup, onunla aşırı ilgilenmek çok doğaldır. İlk kez yaparken zevk almak gayet basittir. Ama onu her gün yapmak? Hatta her gün değil de özel bir süre belirlemek.  Mesela 21 gün? Birçok alışkanlık için önerilen bu sürenin amacı tam olarak nedir? Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek, bir bağımlılıktan kurtulmak, yeni bir yere alışmak, iyi bir alışkanlık kazanmak ya da hobimizde ilerlemek için önerilen bu süre aslında bilinçaltımızı yeterince kararlı olduğumuza ikna etmemiz için gerekli olabilir. Diyelim ki, her gün yürüyüş yapmaya karar verdiniz. İlk gün motivasyona ihtiyaç bile duymazsınız çünkü kendiniz için iyi bir şey yapıyor olma fikri zaten son derece motive edicidir. Belki 2.ve 3. gün de yola devam edersiniz, fakat ...

1K3A- Romeo&Juliet (Shakespeare)

William Shakespeare- Romeo ve Juliet  "Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek ?" (syf 13) "Yarayla alay eder, yaralanmamış olan." (syf 37) "Hissedemediğin bir şeyi anlayamazsın." (syf 147) Bu kitabın Shakespeare'den okuduğum ilk kitap olmasını çok isterdim fakat bu efsaneye gelene kadar Hamlet, Kış Masalı ve Yeter ki Sonu İyi Bitsin kitaplarını okuduğum için Shakespeare'nin olay örgüsü ve tarzını çoktan benimsemiştim. Yine de ilk bunu okuyup biraz olsun etkilenmek isterdim, harika bir tiyatro fakat nedense sonunda gülmeden edemedim. Bir Hamlet değil :( Ha bir de internette bu kitapla ilgili bir yazı okumuştum, onu da paylaşmadan edemeyeceğim. "Romeo&Juliet bir aşk hikayesi değil, 13 yaşındaki bir kız ve 17 yaşındaki bir oğlanın, 6 ölümle sonuçlanan 3 günlük ilişkisidir." Yine de Shakespeare'e sonsuz saygıyla...

1K3A- Yeraltından Notlar (Dostoyevski)

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski - Yeraltından Notlar "Bu benim başıma kaç kere geldi... Örneğin, ortada hiçbir sebep yokken bilinçli bir şekilde kendimi rahatsız etmek." (syf 28) "Doğa neyi, ne zaman, ne şartlar altında yapacağımızı belirlerken bize hiçbir şey sormaz; onu aklımızda şekillendirdiğimiz gibi değil, olduğu gibi kabul etmek zorundayız." (syf 46)  "İnsanlar kendi kederlerini saymayı severler ama mutluluklarını saymayı bilmezler. Ama, bunu saymanın düzgün bir yolu olsaydı, ikisinden de oldukça fazla yaşandığını görürdü." (syf 142) Bir gün Dostoyevski'yle oturup sohbet edip bir şeyler içmek isterseniz bu kitabı okuyun. Beyefendi bile zamanında yazdıklarının okunmayacağı kaygılarını taşımış, kader hakkında düşünmüş, depresifliğin dibine vurmuş. Hepimizin bir olduğuna inandıran nadir kitaplardan.                            

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

1K3A- Sahilde Kafka (Haruki Murakami)

Haruki Murakami- Sahilde Kafka "Etrafıma ördüğümü sandığım yüksek duvarların kağıttan kuleler gibi çöküverdiği de oldu. Öyle defalarca değil ama arada sırada oldu işte." ( syf 16) "Gözlerini kapatman hiçbir şeyi değiştirmez, gözlerin kapandı diye hiçbir şey silinip gitmez. Bu bir yana, gözlerini bir sonraki açışında her şey daha da kötüleşir."  (syf 206) "Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması, senin içinde olan bir şey dışında olanın yansımasıdır. İşte o yüzden de kendi dışında olan bit labirente adım atmak yoluyla kendi içindeki labirente de adım atmış olursun." (syf 490) Hayatımda okuduğum en garip ve sürükleyici romanlardan biriydi. Kalın bir kitap olmasına rağmen, aslında bir çocuğun kendini bulma ve yalnız hayatta kalabilmek için verdiği mücadeleyi bazı kafa karıştırıcı olayların etrafında anlatmış Murakami. Öylesine sürüklenip bir yandan da olaylara şaşırmak istiyorsanız ha bir de kalın kitap fobiniz yoksa hemen okuyun. Harika. 

1K3A- Dorian Gray'in Portresi (Oscar Wilde)

Oscar Wilde- Dorian Gray'in Portresi  "Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar." (syf 64) "Seni tanımak ha? Seni sahiden tanıyor muyum acaba? Bunun yanıtını verebilmem için ruhunu görmem gerek."  (syf 208) "Sabahleyin erkenden kalkıyorlar çünkü yapacak pek çok işleri var; akşamleyin de erkenden yatıyorlar çünkü düşünecek hiçbir şeyleri yok." (syf 238) Oscar Wilde beni acımasızlığı ve gerçekçiliği ile çok etkilemiş bir yazar. Dorian Gray karakteri, insanın içindeki kibri, gençlik sevdasını, egoya ve kusursuzluğa olan düşkünlüğünü simgeliyor. Okurken yaşlanmanın ve kusurların ne büyük nimetler olduğunu, aksi takdirde insanın kendine duyduğu saplantılı aşkın sonunun pek hayra alamet olmadığını görüyorsunuz. 

Merdiven Altı Self-Love (Deniz Dülgeroğlu)

Merdiven Altı Terapi’yi dinleme sürecim çok yeni. Geçen temmuzda yazlıkta yapacak bir şeyim kalmamışken, yine ilk dinleyişimde hiç sevmeyip “bu nası en çok dinlenenlerde ya?” tribiyle geçtiğim, sonra da bir şans daha verip sardığım bir podcast. (ben galiba önyargılı ve bu önyargısı hiç de tutmayan bir dostunuzum, kabullenelim.) Dinlediğinizde, şen şakrak Deniz ablamızın travma kelimesinin hakkını veren travmalarını, hayattaki duruşunu ve terapiyle keşfettiği yönlerini; eğlenceli ve bazen ağlayarak anlattığı anıları dinliyor, "Aa bu kadar da olmaz." deme şansı buluyorsunuz. Kendini arayan insanlara çok büyük saygı duyduğum için, Deniz'in anlattıklarını dinlerken ,konunun muhatabı olmasam bile, kendi hayatıma bakış açısı yakaladığımı, hangi travmalarımı gülerek anlatmayı tercih ettiğimi farkettim. Yaşadığımız hayatlar en ufak bir noktada bile benzerlik içermese dahi, tecrübe denilen şeyin sadece bireysel yaşamdan değil, başkalarının hayatlarından da edinilebilen bir şey old...

1K3A - Yalnızız (Peyami Safa)

Peyami Safa- Yalnızız  "Bu çarpık iş düzelebilir ama senin bir yerin çarpılırsa düzelmez" (syf 51) "Kendi fani ve geçici benliğinin üstüne sıçramak, kendi kendini aşmak için yaptığı bütün fedakarlıklar (her türlü aşk ve kahramanlık), varlaşma hamlesinin devamlılığıdır." (syf 175) "Yani bak büyük kalabalıkların ortasında, insan denilen sosyal mahluk kendi iç dünyasının mahbusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkum." (syf 392) Peyami Safa'nın 1951 yılında yazdığı bu kitap, insanın birey olma yolunda ailesinden kopma çabasını, kendine bir ütopya kursa bile bu dünyanın düzeninin aslında çok da değişemeyeceğini bildiğini, hepimizin derin bir yalnızlık içinde kendimizi bulmaya çalıştığımızı anlattı bana.  Özellikle 411.sayfadaki okuyucuya ithaf ettiği sözlerini çok değerli buldum. Peyami Safa'dan tavsiye almak isteyenlere tavsiye edilebilecek, okunması çok kolay olmasa da merak uyandıran, sonu etkileyici biten bir roman.  

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...

Az Önce Nefes Aldınız, Farkında Mısınız ?

Her geçen gün hızlanan hayatın içerisinde kendimizle olabileceğimiz bir an bulabilmek zorlaşıyor. Ya gerçekten meşgul oluyoruz ya da kendimize ayıracak zamanımız olmadığına inanıyoruz. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmak bizi nefessiz kalmaya itiyor. Stresli olmak için hızlı bir hayattan başka bir şeye ihtiyacımız kalmıyor. İşte, dünya son sürat bu yolda giderken, hayatta olup olmadığımızı anlayabilmek için bir süre durup bakmamız gerekiyor. Özellikle de içimize. Çünkü, sürekli dışarıya bakarak hayatı ve insanları analiz etmekten, bir şeylere hızlıca karar verme zorunluluğumuzdan dolayı içimizdeki sesi duymaz oluyoruz. Tam da böyle bir yaşamın ortasında şu anda, sizi aldığınız nefesin farkında olmaya davet ediyorum. Derin bir nefes Evet, tebrikler nefes aldığınızı fark ettiniz. Düşünsenize, normalde bilinçsizce nefes almasak,kim bilir kaçımız gün içinde nefes almayı unuttuğumuzdan ölmüş olurduk. Meditasyon sizin kafanızda canlandırdığınız gibi bir eylem olmak zorunda değil. Ya...