Ana içeriğe atla

Ankara’nın Göbeğindeki Kore’ye Gidiyoruz! (Korelee inceleme)

 

Gönül isterdi ki farklı kültür ve lezzetleri yerinde görelim, tadalım. Ama coğrafyamız bize bir kader sunuyor ve şimdilik yabancı mutfakların bize yakın mekanlardaki muadillerini tercih etmek mecburiyetindeyiz. Yine de bu durum bizi dünya lezzet yolculuğumuzdan alıkoyamıyor. 

Hayattaki deneyimleri çeşitlendirmenin ve farklı kültürleri görüp “Türk mutfağı dünyanın en iyisidir :D ” diyebilmenin bir yolu da bu işte. Şehrinizdeki yabancı ülkelerin restoranlarını keşfetmek. Farklı ülke mutfaklarının yemeklerini deneme sürecimiz zaten uzun zamandır devam ediyordu. Bu sefer de kişiselleştirilmiş reklam sektörü sağ olsun, Ankara’daki Kore restoranının reklamını görmek nasip oldu. Tabi biz durur muyuz? Hayır.

Müsait olduğumuz ilk gün hemen Kızılay’da buluşup Tunalı’ya doğru yürüye yürüye mekanımızı bulduk. Biraz uzun sürdü çünkü biz lokasyon bulma kabiliyeti olan arkadaşlar değiliz ve bir de yürümeyi seviyoruz. Siz tam lokasyona arabayla da çok kolay ulaşabilirsiniz.

Restoran oldukça kalabalıktı, iki kişilik bir masa bulup oturduk. Ardından, menü inceleme sürecimiz başladı. Aslında gelmeden ne yiyeceğimize karar vermiştik ama yine de menü incelemek (her ne kadar menüler dünyanın en pis şeyi de olsa) yemeklerin içindekilerden ve görüntülerinden etkilenmek bu işin bir parçası.

Ortaya turşu çeşitlerinden oluşan mini bir tabak geldi. Sarı turp turşusu mükemmel bir şey, denemelisiniz.

Nihayetinde, bir jjambbong, bir de soğanlı tavuk söyledik.


Jjambbong kalamar, karides gibi deniz ürünleri içeren, erişteli ACI bir çorba. Bakın acı. Bana önerilirken de acı olduğu söylenmişti ama kokusuyla bile bunu kanıtlayan bir yemek. Yine de yedim. Yedikçe alışılıyor, bir de o kadar para verildi yenmesi lazım. Acısıyla tatlısıyla deneyim deneyimdir.

Soğanlı tavuk (başka ismi varsa da artık Koreli kardeşlerim alınmasın); tatlı gibi bir sosla (Öznur waffle tadı aldığını iddia etti), patates kızartması, soğan ve tabi ki kızartılmış tavukla harika bir tabak gibi. İlk yenildiğinde muhteşem izlenimi verse bile sonrasında biraz bayıyor.

Yemekler çok bize hitap etmese bile deneyimimize sahip çıktık ve yemeğimizin ardından self servis çay, bitki çayı platformuna geçip çayımızı içtik. Ardından restoranın içini gezdik. Korece hikâye kitaplarının olduğu kitaplık çok hoşumuza gitti. İçerde Kore ürünlerinin satıldığı bir alan da mevcut, (turşu çeşitleri de satılıyor, Kore kahvesi de chopstick de…) beğendiğinizi satın alıp evde de bu havayı solumaya devam edebilirsiniz.

Restoranın bir de fotoğraf çekmek için hazırlanmış aşırı minnoş bir köşesi var. Duvarında Korece “Evet, sen güldüğünde güzelsin.” yazan bu alanda kafanıza taç takıp gülümsemeyi unutmayın.


Bence çok samimi bir ortam, bambaşka bir mutfağın lezzetlerini tatmak da çok zevkli bir olay, eğer bu işe gönül verirseniz. Bu güzel deneyimde (ve daha birçoğunda) yanımda olan Öznur'cuğuma teşekkür ederim. Bir gün yerinde de tatmak dileğiyle..

Korelee instagram sayfası: https://www.instagram.com/koreleetr/

 

 

 

 

Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...