Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

24 saat sandığınız kadar kısa ya da uzun değildir.

Telefonumun sesli notlar kısmına kaydettiklerimi dinlerken aşağıdaki metni kendi sesimden dinledim. Ardından, "Bunu nerden okumuşum acaba?" diye metnin içinden bir iki cümleyi Google'da aradım ama bulamadım. Aklıma gelmedi bunları kendimin yazmış olabileceği. Bir kez daha aradım hatta ama yok. Sonra, notlar kısmına girip 27 Haziranda böyle bir not yazmış mıyım diye baktım ve evet işte orda. Bir an kendimle gurur duydum. Kendimden böyle bir şeyi asla beklemiyor oluşumla dalga geçtim. Yine de "Vay be!" dedim. İşte şimdi onu buraya da ekleyeceğim, belki size hiçbir şey ifade etmez ama bir gün Google'da ararsam burada bulayım diye.  BİR AYNA 24 saat sandığınız kadar kısa ya da uzun değildir, 70 senelik ömür de öyle. Bir bebeğin büyümesi ne kadar zorsa, Yaşamak da en az onun kadar zor ve umut doludur. Her an nefret ederken daha çok sevmek, sevdiğini sandığında da soğumak mümkündür. En yakın dostunu görmek bile istemezken bazen düşmanınla oturur iki lafın belini k...

Sorun Bende Değil Sizde

Az önce Beyhan Budak’ın Youtube’da paylaştığı “Deli Misin Yoksa Çevrendeki İnsanlar Mı Seni Delirtiyor?” videosuna denk geldim. Uzun zamandır kendimi dinlemeye, kendim hakkında bir şeyleri anlamaya ve sebeplerini görmeye çalıştığım için bu video ilgimi çekti. Bir de yakın zamanda Holistik Psikolog Dr. Nicole LePera’nın “Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?” kitabını okumuştum, orada da kendi sorunlarımızın asıl kaynağı olamamamız ihtimalinden derin bir şekilde bahsedilmişti. Kendime dair inandığım şeylerin aslında birçoğunun üzerime itilmiş etiketler ve olmam beklenen kişinin özellikleri olduğunu keşfettim. Bana baktığımızda gördüğümüz birçok şeye ben karar vermiş değilim aslında. Mesela beni tanısanız uyumlu birisi olduğumu düşünürsünüz çünkü ben aslında sorun çıkmasından hoşlanmam. O yüzden bir yerde sorun çıkaran olmak da istemem. Bunun üzerine biraz düşününce, bir şekilde çocukken kendimi uyumlu olmak zorunda hissettiğimi de fark ettim. Aile içinde veya arkadaşlarımın içinde so...

Sıcak denizlere inme sevdasını tattık! (Kasım’da Adana ve Mersin)

Ankara ayazının ruhumuzu kesmeye başlayacağını hissettiğimiz anda, boş vaktimiz de varken, neden Ruslar sıcak denizlere inmek istiyor bunu da KPSS Tarihle öğrenirken, Akdeniz’e doğru yelken açtık. Bir tık yer yön kabiliyetsizliği, bir tık nagivasyon yetersizliği, bir tık da kaybolduğunda gerilmeyen insanlar olduğumuzdan yollarda kaybolmayı boşverdik ve Adana’ya ulaştık. Göçebeliğimizin içinde bir yerleşik hayat bulduk ve hemen yoga pratiği yaptık, çünkü neden yapmayalım? İlk akşam akraba ziyareti gerçekleştirdik ve ev yapımı içli köfte, humus ve dışardan özel istekle gelen tulumba ve halka tatlısını afiyetle yedik. Muhteşem tatlıcılar var, muhteşem. Ertesi sabahın ilk olarak Dilberler Sekisi’ne uğradık. Ankaralı insanlar olarak yoğun su kütlesi gördüğümüzde oluşan iç akmasını yaşayıp bir sürü fotoğraf çekindik. Tatlı bir yer, su yanında koşu ve yürüyüş yapmak için baya şık. Upuzun palmiyeleri de baya otantik.   Kafe, kokoreç yeri falan mevcut. Fiyatlar hakkında bilgi sahibi...

21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.

Günün sonunda olmak istediğimiz kişi olmadıysak bile, olmak istemediğimiz kişi olmadıysak bir şeyler başarmışızdır.  Kendimize insanların gözünden bakmak mümkün olsaydı, başkasının gözüne girmek için bu kadar çabalar mıydık yoksa onların gözlerinin ne kadar yargı dolu ve kibirli olduğunu keşfettiğimiz an olduğumuz kişiden gurur duyar, bakan gözü mü suçlardık ? Ya da acaba ben de mi böyle bakıyorum diye kendi gözlerimizin içine bakma cesareti gösterebilir miydik ? Saçma sapan sorular sormaya devam ediyorum. Ama soru sormadıkça da faydasız düşünceler üretmekten başka bir yere gidemiyorum. Soru sormamın amacı da bir şeylere yanıt bulmak mı, hiçbir fikrim yok. Aramadan bulunacak bir şey için en ortalık yere bakmak gerekir ve evrende sır olan hiçbir şey yoktur, çünkü insan zeki olduğu kadar aptaldır da. Bir de insan zihni gizemli olanı sever, hayatın sırrının fizanda olduğuna inanır, içine bakmak aklına gelmez. Ben bu soruları içimden geldiği için soruyorum. Bir anda içimden d...

Acaba bir koyun muyum ?

Herkese potansiyel bir fabrika gibi yaklaşılıyor. Yani öyle olmaları gerekiyormuş gibi. Misal ben öylesine 'hiçbir şey üretmiyorum' hissine kapılıyorum ki eskiden zevkine günde üç kez yazı yazarken artık bunu bir realite olarak, bir ürün olarak gördüğümden yazdıklarımı değerli bulmuyor, olanla barışamıyorum. Hep üstüne bir şey koymak gerekiyor. Her an üretimde olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum çünkü “Bir şey üretmiyorsan, hiç kimseye bir faydan yoktur.” algısı üstümüze salınıyor. Böyle boş durup bir şey yapmayınca da faydasız ve gereksiz bir insan olarak oksijen israfı gibi hissetmek kaçınılmaz oluyor. Ya tamam da niye üretiyoruz? Her malın bir alıcısı olduğu içinse zaten milyarlarca mal var ortada. Ama sorun şu, herkes bir şey yapıyor ben boş mu durayım, benim bu güzel zekâm boşa mı gitsin, ben neden hayran olunası veya linç edilesi ürünlerimi başka zekâ pırıltılarıyla buluşturup dünyaya bir armağan bırakmayayım? gibi şeyler düşünmüyor değiliz. “Ee, sen niye yazıp yer işgal...

Baktığın Benim, Gördüğün ???

Sizce insanlar size baktığında neler görüyordur? Yani fiziksel olarak ortak şeyler görüyor olabilirler tabi ki ama siz onlarda ne gibi izlenimler bırakıyorsunuzdur? Belki bu konularda insanların direkt tepkisini almış olabilirsiniz, belki ne düşündüklerini hissetmiş olabilirsiniz ya da belki hiç umurunuzda olmamıştır. X bir insan olsun, hepimiz gibi. Öğretmeni X’e baktığında ne kadar açık fikirli olduğunu, notlarını paylaşmadığı arkadaşı ne kadar kötü kalpli olduğunu düşünmüştür; parktaki abi çok saf bulmuştur X’i, komşusu yardımsever; iş yerindeki uzak ve soğuk, bankadaki teyze güzel bulmuştur… Daha birçok sıfatla anılmış olabilir bu meşhur X. İnanın, tanısanız bir etiket de siz yapıştırmak istersiniz ona. Peki, X bunların hepsi olabilir mi? Aynı anda hem iyi hem kötü, hem zeki hem aptal, hem yardımsever hem umursamaz, hem yaralı hem acımasız… Olabilir. Bütün denilen şey bir sürü parçadan oluşuyor ve bunları toplayınca elde var X. Her telden çalıyor. Hepimiz gibi. Binlerce p...

1K3A- Altıncı Koğuş (Anton Çehov)

Anton Pavloviç Çehov- Altıncı Koğuş Hayat can sıkıcı bir tuzaktır. Düşünen bir insan olgunluğa eriştiğinde ve tam bir bilinç kazandığında, kendini istemsizce sanki çıkışı olmayan bir tuzağın içindeymiş gibi hisseder. (syf 23) Demek ki namussuz olmamamın suçlusu ben değilim, zaman. İki yüz yıl sonra doğsaydım bambaşka biri olabilirdim. (syf 27) Gergindi ve bu yüzden daha da yüksek sesle kahkaha atmaya, daha komik şeylerden bahsetmeye çalışıyordu. (syf 56) 68 sayfalık, kısacık ama düşündüren bir deneyime çıkmak için harika bir kitap. Bazen fazla depresif bulsam da Çehov başarılı bir öykücü. Kasvetli ama merak uyandırıcı. Tavsiye edilir.  Abimin ciks bir fotoğrafını da atayım, şöyle. İyi günler efenim.