Ana içeriğe atla

21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.

Günün sonunda olmak istediğimiz kişi olmadıysak bile, olmak istemediğimiz kişi olmadıysak bir şeyler başarmışızdır. 

Kendimize insanların gözünden bakmak mümkün olsaydı, başkasının gözüne girmek için bu kadar çabalar mıydık yoksa onların gözlerinin ne kadar yargı dolu ve kibirli olduğunu keşfettiğimiz an olduğumuz kişiden gurur duyar, bakan gözü mü suçlardık ? Ya da acaba ben de mi böyle bakıyorum diye kendi gözlerimizin içine bakma cesareti gösterebilir miydik ?

Saçma sapan sorular sormaya devam ediyorum.

Ama soru sormadıkça da faydasız düşünceler üretmekten başka bir yere gidemiyorum. Soru sormamın amacı da bir şeylere yanıt bulmak mı, hiçbir fikrim yok.

Aramadan bulunacak bir şey için en ortalık yere bakmak gerekir ve evrende sır olan hiçbir şey yoktur, çünkü insan zeki olduğu kadar aptaldır da. Bir de insan zihni gizemli olanı sever, hayatın sırrının fizanda olduğuna inanır, içine bakmak aklına gelmez.

Ben bu soruları içimden geldiği için soruyorum. Bir anda içimden dökülen sözlere kulak vermek için. Düşünmeden yazıyorum, günün geri kalanında sadece düşünme fırsatım oluyor.

Kendimi sık sık yetersiz de buluyorum. Her şeye geç kalmış, kalifeiyelikten son derece uzak, bir yandan yaşamaya bile hakkı olmayan biri gibi görüyorum.

Çoğunlukla da dünyadaki her şeyin en iyisine layık olduğuma inanmak istiyorum. Hepimiz gibi.

Ben hiç kimsenin farklı olduğuna inanmıyorum artık.

Ben nasıl hayatımı sizin için mükemmel hale getirmeye çalışıyorsam siz de benim için bunu yapıyorsunuz ama günün sonunda hiç kimsenin hayatı mükemmel değil.

Herkes, hayatına nefretin var olduğu bir pencereden bakmaya muktedir.

N'apıyorum peki ben, biz?

Var olmaya çalışmak. 

Ama bunu bu kadar masumane söylemek doğru değil. Birilerini benim harika bir varoluşta olduğuma inandırmak istiyorum. Bu ne kadar aptalca ya da acizce görünürse görünsün, hepimizin amacı birilerine kapak yapmak. Bütün sanat eserlerinin de icatların da amacı buydu. Kimse size daha iyi bir hayat vaat etmek için falan çabalamadı. Sanat her zaman başkasını etkilemek içindi, övülmek içindi. İçimizdeki sevgisiz çocuğu o kadar büyütemiyoruz ki, sürekli övülmek ve sevilmek istiyoruz. Ha, bir yandan da her zaman en az çabayla mükemmel olmak. Mühendislik de böyle keşfedilmiş bence.

Tamam tamam kızmayın en çok siz çalıştınız ve insanlığa bir şey katmak istediniz. Haklısınız. Var olmayı da en çok siz hak ediyorsunuz.

O yüzden hayatın adil olmamasından nefret ediyorum. Herkese tek bir hayat, tek bir aile, tek bir sınav sunulsaydı da o zaman yarışılsaydı. Ama hayır, kocaman bir simülasyon ve herkes bambaşka birisi gibi görünüyor.

Sürekli birilerine bir şeyler beğendirmek, bi' işe yaradığını önce kendine kanıtlamak, hayatını sürekli daha iyiye götürmek, hoşlandığın kişinin senden hoşlanmasını sağlamak, mükemmel görünmek, sevmek, deli dolu olmak, zengin olmak...

Off, ne kadar çok şey gerekiyor mutlu olmak için.

İşte bu yüzden 21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.

Sinop'ta bu yüzyılda bir Diyojen doğsaydı, muhtemelen maddi manevi kaygılar havuzunda yüzer, aydınlanmış olup insansı kaygılar yaşamasa bile akıl hastanesinden kurtulamazdı. Nerde şimdi hükümdara laf sokup kumsalda çıplak uzanmak? Kaç kere ünlü olmuş, kaç kere linç edilmiş,kaç kere ölümden dönmüş olurdu...

Bu devride delirmemek için çok fazla şey gerekiyor. 

Üzgünüm Diyojen, ama eskisi kadar kolay değil filozof olmak.



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...