Günün sonunda olmak istediğimiz kişi olmadıysak bile, olmak istemediğimiz kişi olmadıysak bir şeyler başarmışızdır.
Kendimize insanların gözünden bakmak mümkün olsaydı, başkasının gözüne girmek için bu kadar çabalar mıydık yoksa onların gözlerinin ne kadar yargı dolu ve kibirli olduğunu keşfettiğimiz an olduğumuz kişiden gurur duyar, bakan gözü mü suçlardık ? Ya da acaba ben de mi böyle bakıyorum diye kendi gözlerimizin içine bakma cesareti gösterebilir miydik ?
Saçma sapan sorular sormaya devam ediyorum.
Ama soru sormadıkça da faydasız düşünceler üretmekten başka bir yere gidemiyorum.
Soru sormamın amacı da bir şeylere yanıt bulmak mı, hiçbir fikrim yok.
Aramadan bulunacak bir şey için en ortalık yere bakmak gerekir ve evrende sır olan hiçbir şey yoktur, çünkü insan zeki olduğu kadar aptaldır da. Bir de insan zihni gizemli olanı sever, hayatın sırrının fizanda
olduğuna inanır, içine bakmak aklına gelmez.
Ben bu soruları içimden geldiği için soruyorum. Bir anda içimden dökülen sözlere kulak vermek için. Düşünmeden yazıyorum, günün geri kalanında sadece düşünme fırsatım oluyor.
Kendimi sık sık yetersiz de buluyorum. Her şeye geç kalmış,
kalifeiyelikten son derece uzak, bir yandan yaşamaya bile hakkı olmayan biri gibi
görüyorum.
Çoğunlukla da dünyadaki her şeyin en iyisine layık olduğuma
inanmak istiyorum. Hepimiz gibi.
Ben hiç kimsenin farklı olduğuna inanmıyorum artık.
Ben nasıl hayatımı sizin için mükemmel hale getirmeye çalışıyorsam
siz de benim için bunu yapıyorsunuz ama günün sonunda hiç kimsenin hayatı
mükemmel değil.
Herkes, hayatına nefretin var olduğu bir pencereden bakmaya muktedir.
N'apıyorum peki ben, biz?
Var olmaya çalışmak.
Ama bunu bu kadar masumane söylemek
doğru değil. Birilerini benim harika bir varoluşta olduğuma inandırmak
istiyorum. Bu ne kadar aptalca ya da acizce görünürse görünsün, hepimizin amacı
birilerine kapak yapmak. Bütün sanat eserlerinin de icatların da amacı buydu. Kimse
size daha iyi bir hayat vaat etmek için falan çabalamadı. Sanat her zaman başkasını
etkilemek içindi, övülmek içindi. İçimizdeki sevgisiz çocuğu o kadar
büyütemiyoruz ki, sürekli övülmek ve sevilmek istiyoruz. Ha, bir yandan da her
zaman en az çabayla mükemmel olmak. Mühendislik de böyle keşfedilmiş bence.
Tamam tamam kızmayın en çok siz çalıştınız ve insanlığa bir şey
katmak istediniz. Haklısınız. Var olmayı da en çok siz hak ediyorsunuz.
O yüzden hayatın adil olmamasından nefret ediyorum. Herkese tek
bir hayat, tek bir aile, tek bir sınav sunulsaydı da o zaman yarışılsaydı. Ama hayır, kocaman bir simülasyon ve herkes bambaşka birisi gibi görünüyor.
Sürekli birilerine bir şeyler beğendirmek, bi' işe yaradığını önce kendine kanıtlamak, hayatını sürekli daha iyiye götürmek, hoşlandığın kişinin senden hoşlanmasını sağlamak, mükemmel görünmek, sevmek, deli dolu olmak, zengin olmak...
Off, ne kadar çok şey gerekiyor mutlu olmak için.
İşte bu yüzden 21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.
Sinop'ta bu yüzyılda bir Diyojen doğsaydı, muhtemelen maddi
manevi kaygılar havuzunda yüzer, aydınlanmış olup insansı kaygılar yaşamasa bile akıl hastanesinden kurtulamazdı. Nerde şimdi
hükümdara laf sokup kumsalda çıplak uzanmak? Kaç kere ünlü olmuş, kaç kere linç
edilmiş,kaç kere ölümden dönmüş olurdu...
Bu devride delirmemek için çok fazla şey gerekiyor.
Üzgünüm
Diyojen,
Yorumlar
Yorum Gönder