Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hayat etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ne Zaman Bitecek ?

 azaplı bir şarkının nakaratının başı. tahmin ettiyseniz vay halinize. Harbiden ne zaman bitecek falan diye düşünüyorsanız cevabı da başka bir şarkı ile vereyim, bir ihtimal daha var.  Bakın ben sizi umutsuzluğa kaptırmaya gönüllü falan değilim tamam mı? Sadece yaşlandım, görece artık hayatı daha çok seviyorum çünkü hayatın boktanlığı artık canımı ergenlikteki kadar yakmıyor. Yaşlanmak kabullenmek demek olabilir, ortalıkta gördüğümüz huysuz yaşlılar aslında kabullenmemiş ve yaşamayı bir ölçüde reddetmiş insanlar bence. Eğer siz de huysuz bir yaşlıysanız lütfen sevdiklerinize (eğer varlarsa) hayatı zindan etmeyin. Bakın her şey bitecek, bitiyor,hatta bitti. Aramızda şu an ölenler oldu hatta. Birazdan yazacağım manasız cümleleri göremeyecekler, vah.  Evet ne diyordum, ölüm.  Ölümü sık düşünmek gerekli midir? En azından her saniye yaşamayı hatırlamadığımıza göre ölümü de hatırlamaya gerek olmayabilir. Yine de hayattaki bu hırsların, nefretlerin, kazançların, kayıpların ...

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi.  Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. ...

Bazen Olmaz

Hayal edebileceğiniz en karanlık senaryoyu düşünün. Şimdi o senaryoyu biraz biraz renklendirin. Yani bir anda apaydınlık olmasın tabi ortalık ama yine de siyah yerine belki lacivert belki mor kullanın, renkler değişsin. Ortalık biraz birbirinden ayrılabilir karanlıklarla aydınlansın. Eminim hepinizin en karanlık senaryosu birbirinden farklı olsa bile aslında çoğu ortak korkuların birleşmesiyle çok da otantik olmayan distopyalarınız vardır. Nihayetinde tüm korkular ölüm korkusudur ya, ondan öyle dedim, yoksa eminim hepimiz biricik özel harika canlılarızdır.  Her neyse burada sıkıntıları ben betimlemek istemedim o yüzden sizin korkularınızdan ilham almış oldum, bir nevi kopya çektim ya da çamura yattım gibi bu deyim işinde de yokum. Şimdi o karanlığınız her neyse ona iyice bakmamız gerekecek.  Hikâye burada başlıyor, korkuları bir bir aydınlığa çıkartacağız yani sonuçta varacağımız şeyi en başta söylemiş olmak gibi olmasın ama hiç ölmeyecek olsak en temel korkumuz ne olurdu? Sah...

Doğru Seçim

  Trafik ışıklarının olmadığı, kocaman bir yoldasın, çok fazla araba var her yönde. Karşıya geçmek istiyorsun fakat çok korkuyorsun çünkü acemisin. Yanlış bir şey yapacağına da çok eminsin. Birisinin sana yol vermesini, bir polisin çıkıp arabaları durdurmasını, bir şekilde akışın durmasını hatta bir yerlerden bir ambulans çıksa peşine takılmayı düşünüyorsun. Kendine inanmak dışında her çare zihninde dolaşıyor. Arabayı bırakıp gitmek bile geliyor içinden. Ama her ihtimal yeni bir sonuç doğuruyor kafanda ve endişenden dolayı hiçbirini sonuna kadar takip edemiyorsun. Tek amacın karşıya geçmek. Sonra yanına birkaç araba daha geliyor. Ama maalesef ki yine yolu kesmesi gereken sensin. Keşke biri yolu kesseydi de geçseydik diyorsun, yanımda usta bir şoför olsaydı da koltuğumu zevkle ona teslim edip bu yüklerden kurtulsaydım. Bir an yolda bir boşluk buluyor ve yanındaki araba hızlıca karşıya geçiyor. Ah be diyorsun düşüncelerimi ve yolu izleyeceğime yandakini izlesem onunla geçmiştim. Sonr...

Kafes.

Bazen çabalamak boşa enerji harcamaktan başka bir şey değildir. Bir bataklıktan çıkmaya çalıştıkça batmak gibi hem battığınızla hem çabanızın sizi bir yere götürmemesiyle kalmayıp umudunuzu da kaybetmenize sebep olmasıyla sonuçlanabilir. Ben her ne kadar kendimi hiç çabalamamış, denememiş gibi hissetsem de çok fazla denediğimi fark ettim. Hiç denememiş gibi hissetmememin sebebiyse hiç kazanmamış olmamdı. Her kaybettiğimde başka bir şekilde yeniden denediğimi değil, aksine hayata yeniden başladığımı, ilk defa denediğimi sanmışım. Halbuki öyle değilmiş. Ne kadar güçlüymüşüm ben bile inanamadım. 10 kere düşüp 11 kere kalkmışım. Durup kendini yargılamadan dinlemek bu yüzden çok değerli. Harcadığın enerjinin nereye gittiğini bilmediğinden o enerjiyi hiç harcamadığını sanmak büyük bir zaman kaybı çünkü sen yok saydıkça hayat “O zaman bir daha dene ve bu sefer kendini gör.” diyor resmen. Evet bu sefer de olmadı. Birçok sefer olmadığı gibi. Ama denedin. Umut ettin, çabaladın, uykusuz kaldın....

NEDEN 21 GÜN? (Alışmak sevmekten daha zor mu ?)

Yeni bir alışkanlık edinmek için, o hepimize gelen ilk yarım saatlik motivasyondan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Bir şeye olan ilgimizi aksiyona çevirmek ya da bir değişiklik yapmak için (iyi bir ruh hali ve boş vakit de varsa) anlık bir heyecanla başına oturup, onunla aşırı ilgilenmek çok doğaldır. İlk kez yaparken zevk almak gayet basittir. Ama onu her gün yapmak? Hatta her gün değil de özel bir süre belirlemek.  Mesela 21 gün? Birçok alışkanlık için önerilen bu sürenin amacı tam olarak nedir? Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek, bir bağımlılıktan kurtulmak, yeni bir yere alışmak, iyi bir alışkanlık kazanmak ya da hobimizde ilerlemek için önerilen bu süre aslında bilinçaltımızı yeterince kararlı olduğumuza ikna etmemiz için gerekli olabilir. Diyelim ki, her gün yürüyüş yapmaya karar verdiniz. İlk gün motivasyona ihtiyaç bile duymazsınız çünkü kendiniz için iyi bir şey yapıyor olma fikri zaten son derece motive edicidir. Belki 2.ve 3. gün de yola devam edersiniz, fakat ...

Merdiven Altı Self-Love (Deniz Dülgeroğlu)

Merdiven Altı Terapi’yi dinleme sürecim çok yeni. Geçen temmuzda yazlıkta yapacak bir şeyim kalmamışken, yine ilk dinleyişimde hiç sevmeyip “bu nası en çok dinlenenlerde ya?” tribiyle geçtiğim, sonra da bir şans daha verip sardığım bir podcast. (ben galiba önyargılı ve bu önyargısı hiç de tutmayan bir dostunuzum, kabullenelim.) Dinlediğinizde, şen şakrak Deniz ablamızın travma kelimesinin hakkını veren travmalarını, hayattaki duruşunu ve terapiyle keşfettiği yönlerini; eğlenceli ve bazen ağlayarak anlattığı anıları dinliyor, "Aa bu kadar da olmaz." deme şansı buluyorsunuz. Kendini arayan insanlara çok büyük saygı duyduğum için, Deniz'in anlattıklarını dinlerken ,konunun muhatabı olmasam bile, kendi hayatıma bakış açısı yakaladığımı, hangi travmalarımı gülerek anlatmayı tercih ettiğimi farkettim. Yaşadığımız hayatlar en ufak bir noktada bile benzerlik içermese dahi, tecrübe denilen şeyin sadece bireysel yaşamdan değil, başkalarının hayatlarından da edinilebilen bir şey old...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...

Az Önce Nefes Aldınız, Farkında Mısınız ?

Her geçen gün hızlanan hayatın içerisinde kendimizle olabileceğimiz bir an bulabilmek zorlaşıyor. Ya gerçekten meşgul oluyoruz ya da kendimize ayıracak zamanımız olmadığına inanıyoruz. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışmak bizi nefessiz kalmaya itiyor. Stresli olmak için hızlı bir hayattan başka bir şeye ihtiyacımız kalmıyor. İşte, dünya son sürat bu yolda giderken, hayatta olup olmadığımızı anlayabilmek için bir süre durup bakmamız gerekiyor. Özellikle de içimize. Çünkü, sürekli dışarıya bakarak hayatı ve insanları analiz etmekten, bir şeylere hızlıca karar verme zorunluluğumuzdan dolayı içimizdeki sesi duymaz oluyoruz. Tam da böyle bir yaşamın ortasında şu anda, sizi aldığınız nefesin farkında olmaya davet ediyorum. Derin bir nefes Evet, tebrikler nefes aldığınızı fark ettiniz. Düşünsenize, normalde bilinçsizce nefes almasak,kim bilir kaçımız gün içinde nefes almayı unuttuğumuzdan ölmüş olurduk. Meditasyon sizin kafanızda canlandırdığınız gibi bir eylem olmak zorunda değil. Ya...