Ana içeriğe atla

Merdiven Altı Self-Love (Deniz Dülgeroğlu)

Merdiven Altı Terapi’yi dinleme sürecim çok yeni. Geçen temmuzda yazlıkta yapacak bir şeyim kalmamışken, yine ilk dinleyişimde hiç sevmeyip “bu nası en çok dinlenenlerde ya?” tribiyle geçtiğim, sonra da bir şans daha verip sardığım bir podcast. (ben galiba önyargılı ve bu önyargısı hiç de tutmayan bir dostunuzum, kabullenelim.)

Dinlediğinizde, şen şakrak Deniz ablamızın travma kelimesinin hakkını veren travmalarını, hayattaki duruşunu ve terapiyle keşfettiği yönlerini; eğlenceli ve bazen ağlayarak anlattığı anıları dinliyor, "Aa bu kadar da olmaz." deme şansı buluyorsunuz.

Kendini arayan insanlara çok büyük saygı duyduğum için, Deniz'in anlattıklarını dinlerken ,konunun muhatabı olmasam bile, kendi hayatıma bakış açısı yakaladığımı, hangi travmalarımı gülerek anlatmayı tercih ettiğimi farkettim. Yaşadığımız hayatlar en ufak bir noktada bile benzerlik içermese dahi, tecrübe denilen şeyin sadece bireysel yaşamdan değil, başkalarının hayatlarından da edinilebilen bir şey olduğunun keşfini zaten uzun zaman önce yapmıştım. Bu yüzden de Deniz'in anlattıkları bende kendime karşı bir tolerans da oluşturdu, çünkü sık sık "Milletin yaşadığı hayata bak da utan, hayatsız." falan diyordum; şimdi "Aman yaşıyor da noluyor bak yazık :(" falan der oldum. (Kişisel algılamayalım, bunlar da benim travmalarım.)

Bu anksiyete sahibi, kahkahayı seven güzel kadından kendimi sevme olayı dışında öğrendiğim birkaç şey daha var. Bir keresinde, Deniz’in kıskançlıktan bahsettiği podcastini dinledikten sonra içimdeki kıskançlığı doğru yönlendirebilen biri olduğumu keşfettim mesela. Onun bu kadar başarılı olmasını, güzel yazmasını kıskanmak gayet doğaldı ama ben onun bu işi bırakmasını değil de kendi yazılarımı yazmayı istiyordum. 

Yazıyordum da zaten. Amma velakin, yazdıklarımı başkalarına okutabilecek ya da onları kendi sayfamdan paylaşabilecek özgüvene sahip değildim. Yargılanmaktan ya da ne bileyim, ilgi çekmeye çalışıyor olmaktan korkuyordum. Bir de yazdıklarımın beğenilmemesi sonucu, yazmayı bırakırım falan diye korkuyordum. Halbuki, insanların kötü yorumlarına karşı da dik durmayı öğrendik. 

Online yoga pratiklerim ve merdiven altı terapinin gökyüzünde bir yerde çarpışıp, büyük bir patlamaya sebep olması sonucunda ben kendimi sevmeyi, yazdıklarımın arkasında durmayı, sonra da benden çıktıkları belli olacak şekilde paylaşmayı öğrendim. Anonimlik sevdam çöp oldu. 

Bir anda insanların hakkımdaki düşüncelerini önemseme alışkanlığım yok oldu, sahip olduğum fikirleri başkalarınınkilerini önemsemeksizin sahiplendim. Üstüne bir de bir şey üretme fikrinden gururlandım. 

Bu hayatta aşık olacağımız kişiyi geçin, ilham alacağımız insanları bile seçemiyoruz galiba. O yüzden dinlediğimiz, okuduğumuz, kısacası maruz kaldığımız insanları dikkatli seçmekte fayda var. 

Bana dinlediğin podcasti söyle, sana aldığın ilhamı söyleyeyim.


Denizciğimizin "Nasıl Canım Kendim Derim ?" adlı videosuna şans vermek ve çöpleri çöp konteynerine atmak için: https://youtu.be/2GUDazeaLAI






Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...