Ana içeriğe atla

Kayıtlar

blog etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi.  Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. ...

Rüya Atmosferi

Parlak bir ışık gözlerini aldığı için uyanmıştı. Hala geceydi. Ama bir ışık vardı, derin, keskin ve bakılamaz. Doğruldu. Elini ışıktan gözlerini korumak için siper etti. Bir ahıra böylesi bir ışık neden vururdu bu saatte? İnekleri rahatsız etmemeye dikkat ederek kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında insan silüetinde bir ışık mı vardı yoksa rüya mı görüyordu tam emin de değildi çünkü bakamıyordu lanet şeye. Ama korkmuyordu. Sahi neden korku yoktu? Rüyada mıyım diye seslendi. Benimle gelmen gerek dedi naif bir ses. Şu ışığı kısma şansın yok mu seni göreyim dedi meraklı çocuk. Sorusu yanıtsız kalmıştı. Işık bir yöne doğru gitmeye başlayınca içindeki heyecan ve merakla ona eşlik etmeye başladı. Birden yolun köyün mezarlığına giden yol olduğunu fark etti. Ölmüş müydü acaba bu da onu mezarlığa götüren melek falandı diye düşündü ama ölüyü mezara canlılar götürürdü teoride ve de pratikte. Öldüm mü ben diye seslendi. Yine yanıt alamadı. Mezarlığın yanından geçtiklerinde içini bir ferahlık kapladı e...

YARATICI YAZARLIK DEFTERİM-2

  YY-2: Yıllar sonra öğreniyorsunuz ki aslında üçüzmüşsünüz. Diğer iki kardeşinizle az sonra tanışacaksınız. Siz de… İnanılmaz gerginim. Kızgınım, hatta şoktayım. Üçüzmüşüz. Ne demek bu ya? Yıllarca aslında benden 2 tane daha olduğunu bilmeden yaşamama nasıl ve neden izin verdiniz? Hem sadece ben mi dışlandım acaba? Acaba diğer ikisi birbirini biliyor hatta gerçek ikizler gibi birbirlerine bağlı mı yaşıyorlardı? Peki ben gelince eksik bir parçaları olduğunu kabul edip o yapbozun parçasını doldurmama izin verirler miydi? Kafamda binlerce soru, binlerce endişeli düşünce var. Maalesef ki bu yaşıma kadar benden gizlenmiş bu gerçekle yüzleşmek beni olgunlaşmış hissettirmiyor. Aksine çalınmış kardeşliğim beni daha da huysuz bir çocuğa çevirdi sanki. Yaşanılabilecek her şeye geç kalmıştım. Kafamda o kadar çok tilki dolaşıyordu ki bir yandan da “Ya onları hiç sevmezsem?” diye düşünmeden edemiyordum. Ama sonuçta biz üçüzdük yani birbirimizi hiç tanımasak da aşırı benzer genlerimiz vardı. ...

YARATICI YAZARLIK DEFTERİM -1

  YY-1: 100 Yaşına kadar yaşadınız ve torununuzun torunu size neler yaşadığınızı sordu. Ona ne anlatırdınız? Canım torunum, bundan yüzyıl öncesine doğmuş bir bebek aslında yenileşme yolunda daha emekleme çağında olan bir dünyaya gelmişti. Benim doğumum da son derece kaotik olduğundan, dünyayı büyürken sanki bir mucizenin içindeymişim gibi mutluluk içinde yaşadım. Ben küçükken bunca teknolojinin hiçbiri böyle bir seviyede değildi, belki de ondan gelişen her şey çok heyecanlandırırdı. Televizyon tek eğlencemizdi, arabalarda dünyaya zarar veren fosil yakıtlar kullanılsa da o doldurduğumuz kasetlerle yolculuk yapmak öyle zevkliydi ki. Dünya bu kadar kirlenmemişti, biz de çok umarsızdık sanırım. İlk telefonum lisede oldu, baya havalıydı, dokunmatikti, sık sık video çekerdim sınıftaki arkadaşlarımı. Nedense geçmişten bahsedince yalnızca teknoloji ve doğa değişmiş gibi geldi aklıma, halbuki insan da çok değişti güzel çocuğum. Eskiden samimi ilişkiler kurulur, büyük aile sofralarında bir...

LUNAPARK'A HOŞGELDİN 🎪🎡🎠🎢

 🎪🎡🎠🎢 Hayatı bir lunapark, insanları da sihirli aynalar olarak resmettim bugün zihnimde. Her insan karşıma kendimdeki bir şeyi gözüme sokmak için değişik şekillerde çıkıyor. Asıl olay kimde neyi gördüğümü fark ettikten sonra içimdeki o parçanın eşleştiği yapboz parçasını bulmakta. Bir insandan ilgi manyağı olduğu için nefret etmek çok amatör bir insan tavrı, ondaki bu gıcık olunan şeyin kendindeki karşılığını görmeye çalışmaksa hayatta ustalaşmaya çalışan birisinin yapmaya gönüllü olacağı şey. Hiç kimsenin birbirinin savaşında bir ayna olmaktan öte görevi yok. Yalnızca kendimizle savaşabiliyoruz ve kendimizi öldürebiliyoruz. Birine baktığımda gördüğüm nezaket kendimden kaynaklandığı gibi gördüğüm eziklik ve korkaklık da içimdeki bir şeyin yansıması. Yine de insanlar aptal olduğu için kıyak geçilmiş ve öylece kendimizi izleyebileceğimiz aynalar yerine sihirli aynalar var edilmiş. Yüzleşmek istemediğimiz onlarca şey karşımıza ya çok büyük, ya çok küçük, ya çok uzun, ya çok kı...

Hoşgeldin Haziran Bebek ☺

 ☺ Aklımdakileri yazana kadar aklımdan bir sürü cümle daha geçiyor. O sebepten bazı konularda uzun uzun düşünemiyorum. Hemen zihnim yeni bir sorun, kusur, dert, kaygılanacak olgu yaratıp dikkatimi çekmeyi başarıyor. Ben de ona ihtiyacı olan malzemeyi yani dikkatimi hemen veriyorum, zayıfım, ona karşı bir direnişte bulunasım yok bulunsam bile başaramam gibi. Çünkü aslında o benden daha çok hayat yaşadı, ben yalnızca onun senaryolarına göre rol kesen ucuz bir oyuncu oldum hep, ama sağ olsun beni hep iyi rollere koydu, başrolde hep ben vardım, acı çekilecekse de çok iyiydim de ondan acı çekiyordum, süpersem de zaten süperdim. Hep aşırı güzel, aşırı yetenekli, her haliyle hayran olunası biriydim ona göre, e bunca zaman da onun senaryolarına alışmışken kendime çizdiğim bu yol haliyle bana sıkıcı geldiğinden, hayatı yaşamaktan kaçar oldum. Ancak böyle oturup yazarsam hayatta olduğumu fark edebiliyorum galiba. Şu an fazlasıyla dürüstüm mesela, normalde böyle olmaz, hemen aklım beni alır v...

Çaresizsiniz Türkiye 💆😜

Hayat ona ne kadar çaresizlik tohumu ektiğinize bağlı olarak size çaresizlik çiçekleri sunar. Çünkü hayat çaresizliğin kötü bir şey olduğunu düşünmez. Hayat senin ne olduğunu sana göstermek için durmadan bir şeyler çıkarır önüne, bazen hayatında hiçbir şey olmadığını düşündüğünde bile hayat sana “Baksana kendi halinde bile çok çaresizsin, yeni olay örgüsüne bile gerek kalmadı, baya masrafsız birisin maşallahın var.” diyor bence. Kendi hayatımı bir laboratuvar gibi bi sürü analiz için kullandım. Aynı yoldan gidince de hep aynı şeylerle karşılaştım. Bilimsiz düşünceye yer yok. Bir sürü iyi hissetme ile ilgili kitap okudum, video izledim, ilham olduğunu düşünen insan takip ettim yeri geldi gıcık oldum yeri geldi bayıldım. Olay bunların hiçbiri değil aslında. Ne diyordum, ha çaresizlik. Aslında herhangi bir durumdan çıkışımızın olmadığını düşündüğümüzde ve buna gerçekten inandığımızda kendimizle olan ilişkimize ara veriyoruz ve bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz. Ben çaresizsem hiçbi...

Şeytanın Dönüşü

Şeytanın Dönüşü Savaşın içinde korkak bir ruhsun, Söyle onlara sana da bi' yer bulsun, Orası kaderinse eğer; aramasan da bulursun. Şans varsa olur, şans var mı önce bi' sor. Bekle gelsin düşmanın, Bu kez sen yaratma onları. Sürpriz yumurtadan çıkan cesaretini yitir zamanı gelince. Sen korkak ol onlarca yiğidin içinde.  Ölümü öldür önce, Sonra hak et yaşamayı. Büyütme güzel kafanda yaşamayı, Bir sonu varken manası olmayan fiziksel acıyı. Bi' ağrı kesici al ve öldür canındaki isyanı. Ruh denen şeyi kanıtlasın artık bilim. Ruhlar savaşsın, ruhlar sevişsin... Bitkin, geçici ama mükemmel bedenler mezarlarda dinlensin, Şehirler ortalık kana verilmeden alınsın. Hiç kimse kötü olamasın, Herkes o kadar iyi olsun ki, Mideler bulansın iyilikten. Tekrar dönsün şeytan aramıza. Şeytanın dönüşü bile umursanmasın. Günahlar müzelerde sergilensin. Hadi, bir şansımız daha olsun. Ama bu aklımızla yaşayalım, Yine çok gelişmiş olalım, Utanmadan bunca şeyin manasını arayalım, Daha da geliştikçe h...

MARTIN EDEN İNSAN MIDIR ?

Martin Eden’i tanıyanlardan birisi olsaydım muhtemelen onun başarısız olmasını isterdim. Gerçekten. Yani baş kahraman kötü biri değilken ve bu kadar da çabalayan birisiyken, onunla aslında negatif bir yerden bağ kurmam tamamen benim kıskançlığım; yoksa o inanılmaz çaba gösteren, inançlı, güçlü birisi ama kendimde olmayan her şeye sahip olduğunu düşündüğüm ve asla onun kadar cesur biri olamayacağım için onun da başarılı olmamasını isterdim, yalan yok. Onun bunca zor zaman yaşarken bir yandan da kendisini geliştirme çabası, aşkına ve bilme tutkusuna olan sadakati ile harika birisi olması hem çok doğal hem de inanılmaz geldi bana. Okuduğum en etkileyici kitaplardan birisiydi çünkü hayatımın nereye gittiğinden, ne olacağımdan, tutkumun ne olduğundan bu kadar emin değilken, nispeten şanssız birinin kendini o çukurdan çıkarışının ne kadar zor ve değiştirici bir deneyim olduğunu bizzat yaşamadan gözlemleme şansım oldu. Evet, insanın bir tutkusunun, bir aşkının uğruna neler yapabileceğin...

24 saat sandığınız kadar kısa ya da uzun değildir.

Telefonumun sesli notlar kısmına kaydettiklerimi dinlerken aşağıdaki metni kendi sesimden dinledim. Ardından, "Bunu nerden okumuşum acaba?" diye metnin içinden bir iki cümleyi Google'da aradım ama bulamadım. Aklıma gelmedi bunları kendimin yazmış olabileceği. Bir kez daha aradım hatta ama yok. Sonra, notlar kısmına girip 27 Haziranda böyle bir not yazmış mıyım diye baktım ve evet işte orda. Bir an kendimle gurur duydum. Kendimden böyle bir şeyi asla beklemiyor oluşumla dalga geçtim. Yine de "Vay be!" dedim. İşte şimdi onu buraya da ekleyeceğim, belki size hiçbir şey ifade etmez ama bir gün Google'da ararsam burada bulayım diye.  BİR AYNA 24 saat sandığınız kadar kısa ya da uzun değildir, 70 senelik ömür de öyle. Bir bebeğin büyümesi ne kadar zorsa, Yaşamak da en az onun kadar zor ve umut doludur. Her an nefret ederken daha çok sevmek, sevdiğini sandığında da soğumak mümkündür. En yakın dostunu görmek bile istemezken bazen düşmanınla oturur iki lafın belini k...

Sorun Bende Değil Sizde

Az önce Beyhan Budak’ın Youtube’da paylaştığı “Deli Misin Yoksa Çevrendeki İnsanlar Mı Seni Delirtiyor?” videosuna denk geldim. Uzun zamandır kendimi dinlemeye, kendim hakkında bir şeyleri anlamaya ve sebeplerini görmeye çalıştığım için bu video ilgimi çekti. Bir de yakın zamanda Holistik Psikolog Dr. Nicole LePera’nın “Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır?” kitabını okumuştum, orada da kendi sorunlarımızın asıl kaynağı olamamamız ihtimalinden derin bir şekilde bahsedilmişti. Kendime dair inandığım şeylerin aslında birçoğunun üzerime itilmiş etiketler ve olmam beklenen kişinin özellikleri olduğunu keşfettim. Bana baktığımızda gördüğümüz birçok şeye ben karar vermiş değilim aslında. Mesela beni tanısanız uyumlu birisi olduğumu düşünürsünüz çünkü ben aslında sorun çıkmasından hoşlanmam. O yüzden bir yerde sorun çıkaran olmak da istemem. Bunun üzerine biraz düşününce, bir şekilde çocukken kendimi uyumlu olmak zorunda hissettiğimi de fark ettim. Aile içinde veya arkadaşlarımın içinde so...

Geçmişten Esrarengiz Not

📅15 Ekim 2021 Ne zaman yaptım hatırlamıyorum fakat telefonumda bugün için ‘Bakalım nolacak?’ isimli bir olay takvime kaydedilmiş. Bugünlerde de sık sık aklıma gelen, geleceğe mektup yazma işlemini baya esrarengiz bir halde ve fazlasıyla kısa bir açıklamayla yapmışım. Hafızama fazla güvenmiş de olabilirim. Ne zaman yaptığımı hatırlamadığımdan ne umarak yazdım ve neden bugünü seçtim, bilmiyorum. Ama geçmişime, yani günlüklerime şöyle bir baktığımda ekim aylarının benim için çok da olaylı olmadığını bir şeyler yazmamamdan yola çıkarak söyleyebiliyorum. Belki de takvimi rastgele açıp bir güne basmış ve “acaba 2021’in ekiminde ne yapıyorumdur?” diye geleceğe bir not bırakmışımdır. Hatırlamamak garip bir olay. Neyi neden yaptığımı hatırlamamak canımı çok sıkıyor şu an. Gerçi, “Hayatının yüzde kaçını bilinçsizce ve ne yaptığını zerre hatırlamayacak kadar umarsızca yaşadın, bu mu derdin?” derseniz, eh haklısınız. Yine de kendime bir cevap borçluyum. Evet, hala eskisi gibiyim. Ama yepyen...

NEDEN 21 GÜN? (Alışmak sevmekten daha zor mu ?)

Yeni bir alışkanlık edinmek için, o hepimize gelen ilk yarım saatlik motivasyondan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Bir şeye olan ilgimizi aksiyona çevirmek ya da bir değişiklik yapmak için (iyi bir ruh hali ve boş vakit de varsa) anlık bir heyecanla başına oturup, onunla aşırı ilgilenmek çok doğaldır. İlk kez yaparken zevk almak gayet basittir. Ama onu her gün yapmak? Hatta her gün değil de özel bir süre belirlemek.  Mesela 21 gün? Birçok alışkanlık için önerilen bu sürenin amacı tam olarak nedir? Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek, bir bağımlılıktan kurtulmak, yeni bir yere alışmak, iyi bir alışkanlık kazanmak ya da hobimizde ilerlemek için önerilen bu süre aslında bilinçaltımızı yeterince kararlı olduğumuza ikna etmemiz için gerekli olabilir. Diyelim ki, her gün yürüyüş yapmaya karar verdiniz. İlk gün motivasyona ihtiyaç bile duymazsınız çünkü kendiniz için iyi bir şey yapıyor olma fikri zaten son derece motive edicidir. Belki 2.ve 3. gün de yola devam edersiniz, fakat ...

1K3A- Romeo&Juliet (Shakespeare)

William Shakespeare- Romeo ve Juliet  "Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek ?" (syf 13) "Yarayla alay eder, yaralanmamış olan." (syf 37) "Hissedemediğin bir şeyi anlayamazsın." (syf 147) Bu kitabın Shakespeare'den okuduğum ilk kitap olmasını çok isterdim fakat bu efsaneye gelene kadar Hamlet, Kış Masalı ve Yeter ki Sonu İyi Bitsin kitaplarını okuduğum için Shakespeare'nin olay örgüsü ve tarzını çoktan benimsemiştim. Yine de ilk bunu okuyup biraz olsun etkilenmek isterdim, harika bir tiyatro fakat nedense sonunda gülmeden edemedim. Bir Hamlet değil :( Ha bir de internette bu kitapla ilgili bir yazı okumuştum, onu da paylaşmadan edemeyeceğim. "Romeo&Juliet bir aşk hikayesi değil, 13 yaşındaki bir kız ve 17 yaşındaki bir oğlanın, 6 ölümle sonuçlanan 3 günlük ilişkisidir." Yine de Shakespeare'e sonsuz saygıyla...

1K3A- Sahilde Kafka (Haruki Murakami)

Haruki Murakami- Sahilde Kafka "Etrafıma ördüğümü sandığım yüksek duvarların kağıttan kuleler gibi çöküverdiği de oldu. Öyle defalarca değil ama arada sırada oldu işte." ( syf 16) "Gözlerini kapatman hiçbir şeyi değiştirmez, gözlerin kapandı diye hiçbir şey silinip gitmez. Bu bir yana, gözlerini bir sonraki açışında her şey daha da kötüleşir."  (syf 206) "Senin dışında olan bir şey içinde olan bir şeyin yansıması, senin içinde olan bir şey dışında olanın yansımasıdır. İşte o yüzden de kendi dışında olan bit labirente adım atmak yoluyla kendi içindeki labirente de adım atmış olursun." (syf 490) Hayatımda okuduğum en garip ve sürükleyici romanlardan biriydi. Kalın bir kitap olmasına rağmen, aslında bir çocuğun kendini bulma ve yalnız hayatta kalabilmek için verdiği mücadeleyi bazı kafa karıştırıcı olayların etrafında anlatmış Murakami. Öylesine sürüklenip bir yandan da olaylara şaşırmak istiyorsanız ha bir de kalın kitap fobiniz yoksa hemen okuyun. Harika. 

1K3A- Dorian Gray'in Portresi (Oscar Wilde)

Oscar Wilde- Dorian Gray'in Portresi  "Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar." (syf 64) "Seni tanımak ha? Seni sahiden tanıyor muyum acaba? Bunun yanıtını verebilmem için ruhunu görmem gerek."  (syf 208) "Sabahleyin erkenden kalkıyorlar çünkü yapacak pek çok işleri var; akşamleyin de erkenden yatıyorlar çünkü düşünecek hiçbir şeyleri yok." (syf 238) Oscar Wilde beni acımasızlığı ve gerçekçiliği ile çok etkilemiş bir yazar. Dorian Gray karakteri, insanın içindeki kibri, gençlik sevdasını, egoya ve kusursuzluğa olan düşkünlüğünü simgeliyor. Okurken yaşlanmanın ve kusurların ne büyük nimetler olduğunu, aksi takdirde insanın kendine duyduğu saplantılı aşkın sonunun pek hayra alamet olmadığını görüyorsunuz. 

Merdiven Altı Self-Love (Deniz Dülgeroğlu)

Merdiven Altı Terapi’yi dinleme sürecim çok yeni. Geçen temmuzda yazlıkta yapacak bir şeyim kalmamışken, yine ilk dinleyişimde hiç sevmeyip “bu nası en çok dinlenenlerde ya?” tribiyle geçtiğim, sonra da bir şans daha verip sardığım bir podcast. (ben galiba önyargılı ve bu önyargısı hiç de tutmayan bir dostunuzum, kabullenelim.) Dinlediğinizde, şen şakrak Deniz ablamızın travma kelimesinin hakkını veren travmalarını, hayattaki duruşunu ve terapiyle keşfettiği yönlerini; eğlenceli ve bazen ağlayarak anlattığı anıları dinliyor, "Aa bu kadar da olmaz." deme şansı buluyorsunuz. Kendini arayan insanlara çok büyük saygı duyduğum için, Deniz'in anlattıklarını dinlerken ,konunun muhatabı olmasam bile, kendi hayatıma bakış açısı yakaladığımı, hangi travmalarımı gülerek anlatmayı tercih ettiğimi farkettim. Yaşadığımız hayatlar en ufak bir noktada bile benzerlik içermese dahi, tecrübe denilen şeyin sadece bireysel yaşamdan değil, başkalarının hayatlarından da edinilebilen bir şey old...

1K3A - Yalnızız (Peyami Safa)

Peyami Safa- Yalnızız  "Bu çarpık iş düzelebilir ama senin bir yerin çarpılırsa düzelmez" (syf 51) "Kendi fani ve geçici benliğinin üstüne sıçramak, kendi kendini aşmak için yaptığı bütün fedakarlıklar (her türlü aşk ve kahramanlık), varlaşma hamlesinin devamlılığıdır." (syf 175) "Yani bak büyük kalabalıkların ortasında, insan denilen sosyal mahluk kendi iç dünyasının mahbusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkum." (syf 392) Peyami Safa'nın 1951 yılında yazdığı bu kitap, insanın birey olma yolunda ailesinden kopma çabasını, kendine bir ütopya kursa bile bu dünyanın düzeninin aslında çok da değişemeyeceğini bildiğini, hepimizin derin bir yalnızlık içinde kendimizi bulmaya çalıştığımızı anlattı bana.  Özellikle 411.sayfadaki okuyucuya ithaf ettiği sözlerini çok değerli buldum. Peyami Safa'dan tavsiye almak isteyenlere tavsiye edilebilecek, okunması çok kolay olmasa da merak uyandıran, sonu etkileyici biten bir roman.