Ana içeriğe atla

Çaresizsiniz Türkiye 💆😜


Hayat ona ne kadar çaresizlik tohumu ektiğinize bağlı olarak size çaresizlik çiçekleri sunar. Çünkü hayat çaresizliğin kötü bir şey olduğunu düşünmez. Hayat senin ne olduğunu sana göstermek için durmadan bir şeyler çıkarır önüne, bazen hayatında hiçbir şey olmadığını düşündüğünde bile hayat sana “Baksana kendi halinde bile çok çaresizsin, yeni olay örgüsüne bile gerek kalmadı, baya masrafsız birisin maşallahın var.” diyor bence.

Kendi hayatımı bir laboratuvar gibi bi sürü analiz için kullandım. Aynı yoldan gidince de hep aynı şeylerle karşılaştım. Bilimsiz düşünceye yer yok. Bir sürü iyi hissetme ile ilgili kitap okudum, video izledim, ilham olduğunu düşünen insan takip ettim yeri geldi gıcık oldum yeri geldi bayıldım. Olay bunların hiçbiri değil aslında. Ne diyordum, ha çaresizlik.

Aslında herhangi bir durumdan çıkışımızın olmadığını düşündüğümüzde ve buna gerçekten inandığımızda kendimizle olan ilişkimize ara veriyoruz ve bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz. Ben çaresizsem hiçbir şeyi hak etmiyorumdur ve bu doğrudur gibi bi algımız oluyor. İşte ben sıklıkla oralarda bulunduğum için bu yolda yaşanan olayları da iyi biliyorum. Ama herkesin bambaşka inançları ve kalıpları olduğu için de benim için şimdilik işe yaramış gibi görünen bir şeyin bir başkası için işe yarıyor olup olmaması gibi bi kaygım da yok.

Uzun zamandır kişisel gelişimle ilgileniyorum çünkü kendimi sevmek istiyorum. Ne kadar çaresiz hissettiysem bile kendimden asla ümidimi kesmemişim ki hep bir şekilde kendimi o çukurdan çıkarmak için bir yol aramışım. Ama yol falan yok. Hiçbir şey de tek başına kurtuluşa götürmüyor. Asıl olan şey keyif alabilmek. Hayatına bak, keyif alıyor musun? Hayır mı? İşte çaresizlik ordan başlıyor. Kendi psikolojik ihtiyaçlarına cevap verebilmek için önce kendinle buluşman gerekiyor, bu yüzden de önce neyden zevk alabildiğini öğrenmek şart.

Ben eskiden ağladığımda bunu saklamak isterdim çünkü bu bi zayıflıktı ya da illa bir sorunun olduğunda ağlarsın sanıyordum. Belki de bu yüzden yıllarca yengeç burcu olmaktan hoşlanmadım. O ne öyle zırıldak bir şey, şöyle güçlü olcaksın, asla yıkılmayacaksın, kimseye koz vermeyeceksin falan… ay ne boş işlermiş. Geçen gün ağladım ve öyle gezdim. “neden ağladın???” diye soran ablama “ay çok iyi geldi, sen de ağla.” dedim.

İçteki yaralarla, belki de bilmediklerinle bile barışmak için kendin denen şeyin nasıl olması seni mutlu ediyorsa o şekilde olmasına izin vermek şart.

Daha çok kabullendiğimiz, kalbimizi dinlediğimiz, keyif aldığımız bir boğa dönemi olsun. Şifa olsun.



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...