Hayat ona ne kadar çaresizlik tohumu ektiğinize bağlı olarak
size çaresizlik çiçekleri sunar. Çünkü hayat çaresizliğin kötü bir şey olduğunu
düşünmez. Hayat senin ne olduğunu sana göstermek için durmadan bir şeyler çıkarır
önüne, bazen hayatında hiçbir şey olmadığını düşündüğünde bile hayat sana “Baksana
kendi halinde bile çok çaresizsin, yeni olay örgüsüne bile gerek kalmadı, baya
masrafsız birisin maşallahın var.” diyor bence.
Kendi hayatımı bir laboratuvar gibi bi sürü analiz için
kullandım. Aynı yoldan gidince de hep aynı şeylerle karşılaştım. Bilimsiz
düşünceye yer yok. Bir sürü iyi hissetme ile ilgili kitap okudum, video
izledim, ilham olduğunu düşünen insan takip ettim yeri geldi gıcık oldum yeri
geldi bayıldım. Olay bunların hiçbiri değil aslında. Ne diyordum, ha
çaresizlik.
Aslında herhangi bir durumdan çıkışımızın olmadığını düşündüğümüzde
ve buna gerçekten inandığımızda kendimizle olan ilişkimize ara veriyoruz ve
bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz. Ben çaresizsem hiçbir şeyi hak etmiyorumdur
ve bu doğrudur gibi bi algımız oluyor. İşte ben sıklıkla oralarda bulunduğum için
bu yolda yaşanan olayları da iyi biliyorum. Ama herkesin bambaşka inançları ve
kalıpları olduğu için de benim için şimdilik işe yaramış gibi görünen bir şeyin
bir başkası için işe yarıyor olup olmaması gibi bi kaygım da yok.
Uzun zamandır kişisel gelişimle ilgileniyorum çünkü kendimi sevmek
istiyorum. Ne kadar çaresiz hissettiysem bile kendimden asla ümidimi kesmemişim
ki hep bir şekilde kendimi o çukurdan çıkarmak için bir yol aramışım. Ama yol
falan yok. Hiçbir şey de tek başına kurtuluşa götürmüyor. Asıl olan şey keyif alabilmek.
Hayatına bak, keyif alıyor musun? Hayır mı? İşte çaresizlik ordan başlıyor. Kendi
psikolojik ihtiyaçlarına cevap verebilmek için önce kendinle buluşman
gerekiyor, bu yüzden de önce neyden zevk alabildiğini öğrenmek şart.
Ben eskiden ağladığımda bunu saklamak isterdim çünkü bu bi
zayıflıktı ya da illa bir sorunun olduğunda ağlarsın sanıyordum. Belki de bu
yüzden yıllarca yengeç burcu olmaktan hoşlanmadım. O ne öyle zırıldak bir şey,
şöyle güçlü olcaksın, asla yıkılmayacaksın, kimseye koz vermeyeceksin falan… ay
ne boş işlermiş. Geçen gün ağladım ve öyle gezdim. “neden ağladın???” diye
soran ablama “ay çok iyi geldi, sen de ağla.” dedim.
İçteki yaralarla, belki de bilmediklerinle bile barışmak için
kendin denen şeyin nasıl olması seni mutlu ediyorsa o şekilde olmasına izin
vermek şart.
Daha çok kabullendiğimiz, kalbimizi dinlediğimiz, keyif aldığımız
bir boğa dönemi olsun. Şifa olsun.
Yorumlar
Yorum Gönder