Ana içeriğe atla

Kayıtlar

deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ne Zaman Bitecek ?

 azaplı bir şarkının nakaratının başı. tahmin ettiyseniz vay halinize. Harbiden ne zaman bitecek falan diye düşünüyorsanız cevabı da başka bir şarkı ile vereyim, bir ihtimal daha var.  Bakın ben sizi umutsuzluğa kaptırmaya gönüllü falan değilim tamam mı? Sadece yaşlandım, görece artık hayatı daha çok seviyorum çünkü hayatın boktanlığı artık canımı ergenlikteki kadar yakmıyor. Yaşlanmak kabullenmek demek olabilir, ortalıkta gördüğümüz huysuz yaşlılar aslında kabullenmemiş ve yaşamayı bir ölçüde reddetmiş insanlar bence. Eğer siz de huysuz bir yaşlıysanız lütfen sevdiklerinize (eğer varlarsa) hayatı zindan etmeyin. Bakın her şey bitecek, bitiyor,hatta bitti. Aramızda şu an ölenler oldu hatta. Birazdan yazacağım manasız cümleleri göremeyecekler, vah.  Evet ne diyordum, ölüm.  Ölümü sık düşünmek gerekli midir? En azından her saniye yaşamayı hatırlamadığımıza göre ölümü de hatırlamaya gerek olmayabilir. Yine de hayattaki bu hırsların, nefretlerin, kazançların, kayıpların ...

Hayatın 0 derecesi ile 90 derecesi, hatta 180 derecesi

 Anlatacak hikayeler yaşamıyorken beliriyor bence, yani insan  hayatın içinde akabildiğinde durup birkaç hikaye anlatamıyor. En azından ben öyleyim. Yazmak kimse okumasa bile, konuşmak yalnızca ben dinleyeceğim halde, ya da en azından düşünmek bomboş bir şekilde ancak akamıyorken oluyor. Hayat sizi bir yere akıtıyorsa zaman hızlı geçiyor, o akımın ya da akışın içindeyken de durmayı hatırlamadıkça nefes alamıyorsunuz. Şimdi nefes alıyorum, uzun zamandan sonra. Hayatım muhtemelen kendimin dahi hayal edemeyeceği şekilde dönüşmüşken.  Peki ne oldu?  Yani olanlardan bahsetmiyorum elbette, sonuçta ne oldu ? Hayatın 0 derecesi ile 90 derecesi, hatta 180 derecesi nasıl hissettiriyor? Aslında geçmişteki halim sanki eski bir versiyonummuş gibi geliyor. Şu anda olamadığım halde bu yaratılmış ben bana eski halimden daha tanıdık, zamanı bu şekilde konumlandırıyorum zihnimde.  Şimdiki ben geçmiştekinden daha iyi mi ?  İyi mi? Aynı mı? Bilmiyorum. Ben dediğim şey nasıl ay...

Işığı ve Kokusu (mini hikaye)

Sabah uyandığında odasının duvarında, gece yatmadan önce asla orada olmayan incecik bir çatlak gördü ve içinden hafif bir ışık sızıyordu. Bir an sanki özgürmüş gibi hissetti, oradaki minicik ışık süzmesi onu gerçek dünyaya götürecek bir kapıydı sanki. Bu kapkaranlık hapishane odasında yapay olmayan bir ışık görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. bir çocuk gibi heyecanla yerinden kalktı. Gidip duvardaki minicik çatlaktan özgürlüğe dokundu. Rüya falan değildi, basbaya ışık girebilecek bir çatlak vardı artık. Resmen hayatına inanılmaz bir mucize gelmiş gibiydi. Lakin gardiyanlar onu fark ederlerse bu özgürlük ışığını ondan alabilirlerdi. Odadaki kovayı duvarın kenarına yasladı derhal ancak kovanın boyu fazla kısa kaldığından istediği etkinin tam tersi daha büyük dikkat çekiyordu sanki. Birazdan gardiyan gelirdi. Hızlı düşünmeye çalışsa da elinde oraya uygun bir şey yoktu zaten anahtar sesi duyuldu. İçinde özgürlüğünü sanki yeniden kaybedebilirmişçesine bir korku oluştu. Derhal çatlağı kapatmak...

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi.  Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. ...

Bazen Olmaz

Hayal edebileceğiniz en karanlık senaryoyu düşünün. Şimdi o senaryoyu biraz biraz renklendirin. Yani bir anda apaydınlık olmasın tabi ortalık ama yine de siyah yerine belki lacivert belki mor kullanın, renkler değişsin. Ortalık biraz birbirinden ayrılabilir karanlıklarla aydınlansın. Eminim hepinizin en karanlık senaryosu birbirinden farklı olsa bile aslında çoğu ortak korkuların birleşmesiyle çok da otantik olmayan distopyalarınız vardır. Nihayetinde tüm korkular ölüm korkusudur ya, ondan öyle dedim, yoksa eminim hepimiz biricik özel harika canlılarızdır.  Her neyse burada sıkıntıları ben betimlemek istemedim o yüzden sizin korkularınızdan ilham almış oldum, bir nevi kopya çektim ya da çamura yattım gibi bu deyim işinde de yokum. Şimdi o karanlığınız her neyse ona iyice bakmamız gerekecek.  Hikâye burada başlıyor, korkuları bir bir aydınlığa çıkartacağız yani sonuçta varacağımız şeyi en başta söylemiş olmak gibi olmasın ama hiç ölmeyecek olsak en temel korkumuz ne olurdu? Sah...

Rüya Atmosferi

Parlak bir ışık gözlerini aldığı için uyanmıştı. Hala geceydi. Ama bir ışık vardı, derin, keskin ve bakılamaz. Doğruldu. Elini ışıktan gözlerini korumak için siper etti. Bir ahıra böylesi bir ışık neden vururdu bu saatte? İnekleri rahatsız etmemeye dikkat ederek kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında insan silüetinde bir ışık mı vardı yoksa rüya mı görüyordu tam emin de değildi çünkü bakamıyordu lanet şeye. Ama korkmuyordu. Sahi neden korku yoktu? Rüyada mıyım diye seslendi. Benimle gelmen gerek dedi naif bir ses. Şu ışığı kısma şansın yok mu seni göreyim dedi meraklı çocuk. Sorusu yanıtsız kalmıştı. Işık bir yöne doğru gitmeye başlayınca içindeki heyecan ve merakla ona eşlik etmeye başladı. Birden yolun köyün mezarlığına giden yol olduğunu fark etti. Ölmüş müydü acaba bu da onu mezarlığa götüren melek falandı diye düşündü ama ölüyü mezara canlılar götürürdü teoride ve de pratikte. Öldüm mü ben diye seslendi. Yine yanıt alamadı. Mezarlığın yanından geçtiklerinde içini bir ferahlık kapladı e...

BOŞLUK VE BOŞALTIM SİSTEMİ

  Her an dolu dolu yaşanmalıymış, sürekli ne yapılacağı bilinmeliymiş gibi hissederek bu hayatın içinde sürünüp durduğumdan yaptığım hiçbir şey olmuş gibi gelmiyor. Bir yerlerde birilerinin kurallarına uymadığım için kendimi adi bir geri zekâlı gibi hissetmemin benim suçum olduğunu düşündüğümden var olamıyorum. Ne kendim gibi ne onların istediği gibi. İki türlü de elimde net bir sonuç olmuyor çünkü zaten hayatta ne olması gerekiyorsa oluyor diye inanırken olmayan her şeyin de yükünü omuzlarımda taşıyorum. Ben kendimden nefret etmeyi sizden öğrendim. Sizin onaylamalarınız olmadığında bir yanlışlık olduğu hissine vardığımda çok büyümüş de sayılmazdım bence. Ama siz dediğim şey de aslında benim şu an başkalarına gözüktüğümden ne kadar farklı bilemiyorum. Çünkü ben kendimi siz olmadan göremiyorum. Sık sık kendimi hayattan ve insanlardan soyutladığımı zannederken aslında kendimi daha güvenli sandığım ama gerçek olmayan bir dünyanın içinde buluyorum. Hayallerimde hep aşırı kabul edilen b...

YARATICI YAZARLIK DEFTERİM -1

  YY-1: 100 Yaşına kadar yaşadınız ve torununuzun torunu size neler yaşadığınızı sordu. Ona ne anlatırdınız? Canım torunum, bundan yüzyıl öncesine doğmuş bir bebek aslında yenileşme yolunda daha emekleme çağında olan bir dünyaya gelmişti. Benim doğumum da son derece kaotik olduğundan, dünyayı büyürken sanki bir mucizenin içindeymişim gibi mutluluk içinde yaşadım. Ben küçükken bunca teknolojinin hiçbiri böyle bir seviyede değildi, belki de ondan gelişen her şey çok heyecanlandırırdı. Televizyon tek eğlencemizdi, arabalarda dünyaya zarar veren fosil yakıtlar kullanılsa da o doldurduğumuz kasetlerle yolculuk yapmak öyle zevkliydi ki. Dünya bu kadar kirlenmemişti, biz de çok umarsızdık sanırım. İlk telefonum lisede oldu, baya havalıydı, dokunmatikti, sık sık video çekerdim sınıftaki arkadaşlarımı. Nedense geçmişten bahsedince yalnızca teknoloji ve doğa değişmiş gibi geldi aklıma, halbuki insan da çok değişti güzel çocuğum. Eskiden samimi ilişkiler kurulur, büyük aile sofralarında bir...

Aralık Sonu Ocak Başı

Sakince nefes verelim. Bir yıl daha bitmek üzere. Birçok yaprak döküldü fakat hayatın içindeki döngüye hizmet etmek dışında bir amacı yoktu yine.  Sandığımdan çok şeyin değişmiş olmasını umuyorum. Belki daha gelmemiş günlerin de öğretecekleri vardır fakat baştan bir şeyler bitmiş gibi düşünmeyi severim. Hayatı hafife almak hoşuma gider. Sanki bir şeyler için hayatı suçlayabildiğimde birçok şeyin içinde var olmayı durdurabilecekmişim gibi gelir. Evet bugün burada aynı ben oturuyor zannederken bile hem hayatı hem de yaşananları hafife aldığımı biliyorum. Her yıl umut etmeyi bırakacağımı yazıyorum günlüğüme. Her yılın sonunda da umudu kırılmış bir halde yeni yıldan hiçbir şey beklemeyeceğimi yazıyorum. Üzgünüm ve gerçekçiyim. Her yıl olan bu acı verici realizm her yanımı kapladı tabi. Başardığımı sandığım hiçbir şeyin aslında benim çabamla olmadığını sanma zavallılığımın beni düşürdüğü mazlum pozisyonundan çıkmak da içimden gelmiyor. Bütüne baktığımda sanki olanlar kaderin ürünüymüş d...

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

LUNAPARK'A HOŞGELDİN 🎪🎡🎠🎢

 🎪🎡🎠🎢 Hayatı bir lunapark, insanları da sihirli aynalar olarak resmettim bugün zihnimde. Her insan karşıma kendimdeki bir şeyi gözüme sokmak için değişik şekillerde çıkıyor. Asıl olay kimde neyi gördüğümü fark ettikten sonra içimdeki o parçanın eşleştiği yapboz parçasını bulmakta. Bir insandan ilgi manyağı olduğu için nefret etmek çok amatör bir insan tavrı, ondaki bu gıcık olunan şeyin kendindeki karşılığını görmeye çalışmaksa hayatta ustalaşmaya çalışan birisinin yapmaya gönüllü olacağı şey. Hiç kimsenin birbirinin savaşında bir ayna olmaktan öte görevi yok. Yalnızca kendimizle savaşabiliyoruz ve kendimizi öldürebiliyoruz. Birine baktığımda gördüğüm nezaket kendimden kaynaklandığı gibi gördüğüm eziklik ve korkaklık da içimdeki bir şeyin yansıması. Yine de insanlar aptal olduğu için kıyak geçilmiş ve öylece kendimizi izleyebileceğimiz aynalar yerine sihirli aynalar var edilmiş. Yüzleşmek istemediğimiz onlarca şey karşımıza ya çok büyük, ya çok küçük, ya çok uzun, ya çok kı...

Beklenti Cehennemi 👹

 👹 Ötekinin cehennem olduğu konusunda hiçbir şüphem yok ama insanın ötekine ihtiyaç duymadan yarattığı bir cehennemi de var. O da beklenti cehennemi. Burada illa bir ötekine ihtiyaç yok, o gün havanın güzel olmasını beklemiş olmak bile yeterli olabiliyor ya da insan sıklıkla kendinden birçok şey bekleyebiliyor. Bunların sonucunda beklediği şey belki de inadına gerçekleşmiyor ve içinde kırgınlık tabanında doğmuş bir öfke oluşmaya başlıyor. Gerginlik, kızgınlık, agresiflik… İnsan insana muhtaç olduğundan, zamanla ilişkiler beklenti kümeleri haline geliyor. Belki sokaktaki insandan bize günaydın demesini bekleyecek hale geliyoruz, belki iş yerindekilerin şakalarımıza gülmesini bekliyoruz, belki garajdaki kediye mama verdiğimiz için kendini bize sevdirmesini bekliyoruz. Büyük beklentilerden hayallerden bahsetmiyorum bile. Bazen beklentiye girdiğimizi fark edemiyoruz çünkü birisiyle kurduğumuz ilişki zaten beklenti üzerine oluyor derininde. Başa kendimizi ortaya beklentimizi tam ...

Hoşgeldin Haziran Bebek ☺

 ☺ Aklımdakileri yazana kadar aklımdan bir sürü cümle daha geçiyor. O sebepten bazı konularda uzun uzun düşünemiyorum. Hemen zihnim yeni bir sorun, kusur, dert, kaygılanacak olgu yaratıp dikkatimi çekmeyi başarıyor. Ben de ona ihtiyacı olan malzemeyi yani dikkatimi hemen veriyorum, zayıfım, ona karşı bir direnişte bulunasım yok bulunsam bile başaramam gibi. Çünkü aslında o benden daha çok hayat yaşadı, ben yalnızca onun senaryolarına göre rol kesen ucuz bir oyuncu oldum hep, ama sağ olsun beni hep iyi rollere koydu, başrolde hep ben vardım, acı çekilecekse de çok iyiydim de ondan acı çekiyordum, süpersem de zaten süperdim. Hep aşırı güzel, aşırı yetenekli, her haliyle hayran olunası biriydim ona göre, e bunca zaman da onun senaryolarına alışmışken kendime çizdiğim bu yol haliyle bana sıkıcı geldiğinden, hayatı yaşamaktan kaçar oldum. Ancak böyle oturup yazarsam hayatta olduğumu fark edebiliyorum galiba. Şu an fazlasıyla dürüstüm mesela, normalde böyle olmaz, hemen aklım beni alır v...

İç Güveysinden Hallice

Elinde bir bezle içeri girdi. Masanın üzerindeki ıvır zıvırı toplayıp masayı sildi ve yemin ederim ben temizim diye haykıran bembeyaz örtüyü masaya serdi. Bir anda gözü bana takıldı, sanki yanlış yerde duran bir eşyaymışım gibi bana baktı. Varlığımı inkâr edemeyeceğini anlayınca da bir sohbet açmak istedi galiba. Masadan aldığı saçma şeyleri çekmeceye yerleştirirken “Naber?” diye sordu.  “İç güveysinden hallice.” deyince aniden yüzüme baktı. “O ne demek lan?” Oturduğum koltuğa iyice yerleştim ve bir yastığı kucakladım. “Yani içinde bulunduğum durumdan şikâyet edemeyecek kadar çamura saplanmış ama şikâyet edebilecek kadar da sıkılmış ve umarsız gibiyim.” Elimdeki yastığı bir hışımla alıp vura vura düzeltti ve kenara koydu. “Felsefe kasıyorum diyosun boş boş.” Koltuklara serdiği örtüleri toplamaya başladı. Özenle seçtiği koltukların rengi yılda 2-3 defa gün yüzü görebiliyorlardı, onlar için sevinçliydim en azından. “Hıhı. Boş. Evet bu kelime de ruh halime fazlasıyla u...

Şeytanın Dönüşü

Şeytanın Dönüşü Savaşın içinde korkak bir ruhsun, Söyle onlara sana da bi' yer bulsun, Orası kaderinse eğer; aramasan da bulursun. Şans varsa olur, şans var mı önce bi' sor. Bekle gelsin düşmanın, Bu kez sen yaratma onları. Sürpriz yumurtadan çıkan cesaretini yitir zamanı gelince. Sen korkak ol onlarca yiğidin içinde.  Ölümü öldür önce, Sonra hak et yaşamayı. Büyütme güzel kafanda yaşamayı, Bir sonu varken manası olmayan fiziksel acıyı. Bi' ağrı kesici al ve öldür canındaki isyanı. Ruh denen şeyi kanıtlasın artık bilim. Ruhlar savaşsın, ruhlar sevişsin... Bitkin, geçici ama mükemmel bedenler mezarlarda dinlensin, Şehirler ortalık kana verilmeden alınsın. Hiç kimse kötü olamasın, Herkes o kadar iyi olsun ki, Mideler bulansın iyilikten. Tekrar dönsün şeytan aramıza. Şeytanın dönüşü bile umursanmasın. Günahlar müzelerde sergilensin. Hadi, bir şansımız daha olsun. Ama bu aklımızla yaşayalım, Yine çok gelişmiş olalım, Utanmadan bunca şeyin manasını arayalım, Daha da geliştikçe h...

21.yy. da Diyojen Diyojen olamazdı.

Günün sonunda olmak istediğimiz kişi olmadıysak bile, olmak istemediğimiz kişi olmadıysak bir şeyler başarmışızdır.  Kendimize insanların gözünden bakmak mümkün olsaydı, başkasının gözüne girmek için bu kadar çabalar mıydık yoksa onların gözlerinin ne kadar yargı dolu ve kibirli olduğunu keşfettiğimiz an olduğumuz kişiden gurur duyar, bakan gözü mü suçlardık ? Ya da acaba ben de mi böyle bakıyorum diye kendi gözlerimizin içine bakma cesareti gösterebilir miydik ? Saçma sapan sorular sormaya devam ediyorum. Ama soru sormadıkça da faydasız düşünceler üretmekten başka bir yere gidemiyorum. Soru sormamın amacı da bir şeylere yanıt bulmak mı, hiçbir fikrim yok. Aramadan bulunacak bir şey için en ortalık yere bakmak gerekir ve evrende sır olan hiçbir şey yoktur, çünkü insan zeki olduğu kadar aptaldır da. Bir de insan zihni gizemli olanı sever, hayatın sırrının fizanda olduğuna inanır, içine bakmak aklına gelmez. Ben bu soruları içimden geldiği için soruyorum. Bir anda içimden d...

NEDEN 21 GÜN? (Alışmak sevmekten daha zor mu ?)

Yeni bir alışkanlık edinmek için, o hepimize gelen ilk yarım saatlik motivasyondan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Bir şeye olan ilgimizi aksiyona çevirmek ya da bir değişiklik yapmak için (iyi bir ruh hali ve boş vakit de varsa) anlık bir heyecanla başına oturup, onunla aşırı ilgilenmek çok doğaldır. İlk kez yaparken zevk almak gayet basittir. Ama onu her gün yapmak? Hatta her gün değil de özel bir süre belirlemek.  Mesela 21 gün? Birçok alışkanlık için önerilen bu sürenin amacı tam olarak nedir? Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek, bir bağımlılıktan kurtulmak, yeni bir yere alışmak, iyi bir alışkanlık kazanmak ya da hobimizde ilerlemek için önerilen bu süre aslında bilinçaltımızı yeterince kararlı olduğumuza ikna etmemiz için gerekli olabilir. Diyelim ki, her gün yürüyüş yapmaya karar verdiniz. İlk gün motivasyona ihtiyaç bile duymazsınız çünkü kendiniz için iyi bir şey yapıyor olma fikri zaten son derece motive edicidir. Belki 2.ve 3. gün de yola devam edersiniz, fakat ...