Ana içeriğe atla

Beklenti Cehennemi 👹

 👹

Ötekinin cehennem olduğu konusunda hiçbir şüphem yok ama insanın ötekine ihtiyaç duymadan yarattığı bir cehennemi de var. O da beklenti cehennemi. Burada illa bir ötekine ihtiyaç yok, o gün havanın güzel olmasını beklemiş olmak bile yeterli olabiliyor ya da insan sıklıkla kendinden birçok şey bekleyebiliyor. Bunların sonucunda beklediği şey belki de inadına gerçekleşmiyor ve içinde kırgınlık tabanında doğmuş bir öfke oluşmaya başlıyor. Gerginlik, kızgınlık, agresiflik…

İnsan insana muhtaç olduğundan, zamanla ilişkiler beklenti kümeleri haline geliyor. Belki sokaktaki insandan bize günaydın demesini bekleyecek hale geliyoruz, belki iş yerindekilerin şakalarımıza gülmesini bekliyoruz, belki garajdaki kediye mama verdiğimiz için kendini bize sevdirmesini bekliyoruz. Büyük beklentilerden hayallerden bahsetmiyorum bile.

Bazen beklentiye girdiğimizi fark edemiyoruz çünkü birisiyle kurduğumuz ilişki zaten beklenti üzerine oluyor derininde.

Başa kendimizi ortaya beklentimizi tam karşıya da ötekini koyduğumuzda kendi cehennemimize bir de başkasının beklentilerle dolu zihnini ve karşılayamayacağı beklentilerimizi ekliyoruz. Bizi üzmemesini bekliyoruz saçmalığa bakın. Ömür boyu sevmesini, övmesini, yemeklerimizi beğenmesini, düştüğümüzde kaldırmasını. Hadi diyelim ki öteki diye bir şey yok, kendimize koyduğumuz büyük beklenti şelalelerinde yıkanmak güzelken taşan nehirler sonucu suya düşüp boğulan hayallerimize ne demeli?

Bir şeyler beklemek minik minik taşlar biriktirmek gibi.

Deniz kenarında gezip huşu içinde bir sürü taş biriktirmek. Sonra onları eve götürürken nereye koyacağını bilemeyip çantaya atmak, orada unutup birkaç gün sonra acaba bunlar çöp mü diye düşünmek, sonra onları koyacak bir yer aramak...

O taşlar oradayken güzeldi, eve götürdüğümüzde aynı derecede anlamlı ve güzel olmasını beklediğimiz o taş bize beklentinin ne büyük külfet olduğunu gösteriyor.

Bir gün sebepsizce öfkeli olduğunuzda bugün acaba neyi bekledim ve ne gerçekleşmedi diye düşünün.

Ben bugün akşam olduğunda içimde büyük bir gerginlikle ne yapacağımı bilemez halde zihnimden kaçmak için kendime meşgaleler aradım durdum. Sonra bugün aslında ne çok şey beklediğimi ve hiçbirinin de gerçekleşmediğini fark ettim.

Ben bugün takdir edilmeyi bekledim, tebrik edilmeyi bekledim, kabul görmeyi bekledim, sevgi görmeyi bekledim ve hiçbirini görmedim.

Ama neyin var diye sorsanız muhtemelen neyim olduğunu bile bilmiyordum çünkü beklentiye girmek artık istemsizce yaptığım bir şeydi. Birilerinden beklediğim her bir eylem içimde kapağı kapatılmamış rögar gibi pisliklerin ortaya taşmasına sebep oldu. Belki de iyi oldu. Bilemiyorum. Hiçbir zaman da bilemeyeceğim.




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...