Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye
düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz
kaldığım insanı yazmaya karar verdim.
Çetin Çetintaş.
Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var.
Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman
önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı
duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun
olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.”
diyip kapatmıştım.
Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin hayatında bir şeyler değiştirdi. Benim ise “Muhtemelen hayatımın en iyi yılları bu yıllardı, al işte boşa gitti.” kafasındayken, bütün planlarımın iptal olması sebebiyle her gece depresyona girdiğim, bazı sabahlar çıkmayı unuttuğum bir sene oldu. Hayatımdaki her şeyin istediğimin tam zıttı şekilde gittiği, büyük hayaller ve emeklerle kazandığım Erasmus’un ertelendiği, harika stajımın iptal olduğu, kendimi dünyanın en şanssız ve sevilmeyen insanı gibi hissettiğim bir dönemde Çetin Çetintaş’ı tekrar keşfettim. Hem de öyle bir keşfettim ki…
Adamın internetteki varlığını sömürecek kadar, podcastlar,
youtube videoları, satsanglar, yoga pratikleri, kitaplar,mantralar…
Ani bir bağımlılık yaşıyorum bir haftaya geçer dedim. Yoga pratiklerine
başladım.
Sonra bir baktım her gün yoga saatimi iple çekiyorum. Her gün bir şeyde böylesine istikrarlı olduğumu görmek kendime olan
saygı ve inancın yükselmesini sağlarken, “Sandığım kadar tembel ve başarısız değilim
galiba.” demeye başladım. Sonra yoga felsefesini anlattığı satsangları dinledim, öylesine kaybolmuş ve hiçbir şeye ait hissetmezken "Benim bir yolum var mı?" diye sormaya başladım, "Dur lan, var galiba." aşamasına
kadar geldim.
İnsanlara yatıya gittiğimde bile matım yokken, salondaki halıda o pratiğe
devam ettim. Başkalarının da kendime duyduğum saygıyı görüp bana saygı
duyduklarına şahit oldum. Vazgeçmemeyi, yargılanmaktan korkmamayı da bir
şekilde öğrenmiştim işte.
İyi beslenmeye başladım, daha çok gülümsedim, 6 kilo verdim.
Kilo vermekten midir yoksa eskiden bu kadar gülmediğimden mi bilmem, gamzem bile
varmış, onu keşfettim.
Elementleri öğrendim, duygularımın arkasındaki sebepleri anlamaya çalıştım, anlayamasam da sorguluyor olmak, bir şekilde bir şeyleri merak ediyor olmak bile harika hissettiriyordu, çünkü bir zamanlar yaşamaktan vazgeçtiğim o hayatın bana getirdiği iyi veya kötü bir olaya tepki veriyor, bu da yetmezmiş gibi verdiğim tepkiyi sorgulamaya çalışıyordum.
Ne büyük işlere kalkışmıştım. Başkalarına bir
şey ifade etmese bile, her gün o matta bir yerimi esnetmek için ya da spor
olsun diye değil, kendimi ve yolumu sevmek için oturuyordum.
Hayvanların hayatımızdaki yerini anlatan, onlardan nasıl
destek alabileceğimi öğreten, şuan da bilgisayar ekranımda bir karga resminin
olmasını sağlayan o güzel kitabı da okudum.
Yolculuğum sırasında dünyanın en güzel gülen insanlarından
olan Ceyda hocayla ve muhteşem sohbetleriyle Serra hocayla da tanıştım. Bir de ona baktığımda sık sık kendimi gördüğüm Burcu hocayla. Hepsi bu yolculuğumun bir
parçası haline geldiler. Biri hanumanda elimden tuttu, biri tam “kendimi mi kandırıyorum
acaba ?” derken bunların normal olduğunu hatırlattı, birisi sadece instagram mesajıma muhteşem
tatlılıkta bir cevap verdi. Böyle böyle iyice kalbim bu yola odaklandı.
Tabi ki hala yolun çok başındayım. Hala meditasyon işinde iyi değilim, maksimum 11 dakika falan oturabiliyorum ama aldığım nefesi farkettiğim anlarda o kadar mutlu oluyorum ki. Keşke bu halden hiç çıkmasam diyorum ama çok konuşan bir zihin ve hala kat edeceği çok yolu olan bir ben var.
Hala ümitsizliğe kapılıyorum, bazen bu yaptıklarım kendimi kandırmakmış gibi
geliyor ama bir şekilde gün içinde en iyi hissettiğim an, matın üzerinde bir
pratikte olduğum ve nefesimi keşfettiği o an oluyor. Anlık yılmalar, çöküşler, bazı
istenmeyen deneyimler yaşasam da “Her an kusursuz, tam da böyle olması
gerekiyordu zaten.” demeyi bile öğrendim.
Geçen pazar büyük buluşma gerçek oldu. Hocalarım Ankara’ya imza gününe geldi. Turuncu ojelerimi sürüp kendimi onlara sarılmak üzere bir yola daha çıkardım. Her şey için teşekkür etmeye ve gerçekten var olup olmadıklarına ikna olmaya gittim. Önce Ceyda hocama sıkı sıkı sarılıp teşekkür ettim. Sonra Çetin hocama sarılıp bırakmadım :D (Maalesef Serra hocam ben gittikten sonra gelmiş, başka sefere size de sarılıp bırakmam hocam, sözüm olsun)
Yaptıklarıyla ilham olan, insanların hayatlarına dokunan, kendi yollarını takip
etmiş bu insanları bulduğum için çok şanslıyım. 40 yıllık dostlarıma sarılmış
gibi hissettim, şimdi kendime de sıkı sıkı sarılıyorum.
Hiçbir şey boşuna yaşanmıyor. Hayatta olumsuz sandığımız birçok deneyim, bizi aslında bir yere götürmekten ziyade; kendi içimizde bir yolculuğa çıkmamızı, özümüzü keşfetmemizi sağlıyor. İyi ki bu yola çıktım. Çetin hocamın "Nasılsın?" sorusuna verdiğim şu cevabın hala arkasındayım:
“Çok iyiyim,
sizin sayenizde ya da kendi sayemde. Bu yolda yürümeye devam ettiğim için kendimle
gurur duyuyorum.”
nur sena,2021.
Yorumlar
Yorum Gönder