Ana içeriğe atla

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi. 

Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. Öncelikle kendimi, ardından bana inanmış ailemi, belki ileride bir şey olabileceğimi inandırdığım öğretmenlerimi, kendime bir yol çizeceğimi düşünmüş arkadaşlarımı hatta belki benden nefret etse bile boş bi kafa olmadığımı bilen diğerlerini. 

Aslında ben ne zamandan beri benden beklenen şeyleri gerçekleştirmiyorum diye düşündüğümde doğumuma kadar gitmem gerekir çünkü bir bebekten doğduğunda ağlaması beklenirken ben onu da yapmamışım ancak diyelim ki insan kendi eylemlerinden ancak 18 yaşından sonra sorumlu olsun ben o zamandan beri benden bekleneni yapmıyorum. 

Aklıma gelenleri sayayım. Üniversite sınav sonucum o kadar boktan gelmişti ve aynı zamanda ben o kadar hayalsizdim ki ne iş olsa yaparım dercesine ne olursa okurum gibi bi modda o an bana bunu olur musun dedikleri bir şeyleri yazıverdim. Yazmayıp bi sene çalışsam da benden çok bambaşka bir şey çıkar mı emin değilim. Bunları birilerini suçlamak için asla yazmıyorum. Suçlu benim çünkü kendimi başkalarının hayalleri üzerine kurdum. Neyse bir şekilde hayatla bağlarımı minimize edecek şekilde okudum. Staj bulmak için araştırma yaparken bile karnıma ağrılar girerdi şimdi yüksek lisans bitirdim hala hayatta en nefret ettiğim sosyal medya platformu linkedindir. Hala işim yok. Daha doğrusu ne iş yapmak istediğimi ya da bu mesleğe uygun olup olmadığımı bile bilmiyorum. Ki artık ben hiçbir şeye uygun olmadığımı düşünmeye başladım. 

Konuyu çok dağıtacağım ama bir gün bana uzak akrabalarımdan birisi üniversitede yurtdışına gitmeyi başaramadığım için beni hayal kırıklığına uğrattın demişti. Bunu nedense hiç unutamıyorum. Random birinin sizden beklentisini karşılayamadığınızı bu kadar net dillendirmesini her iki taraf için de acınası bulduğumu dile getirmeliyim. 

Her neyse. Hatırladığım en büyük hayal kırıklığı olma kısmı üniversiteden sonra iş bulamama, kendi parasını kazanamama, hayatına yön verememe kısmıyla başlamış gibi görünse de bunlar yetişkin hayatın dertleri. Çocukken de bir arkadaşıma yatıya gidip gece yarısı ağlama krizleriyle annemleri çağırmış ve orda da hayal kırıklığı olmuştum çünkü ben her zaman çok cesur bir çocuktum bu da neyin nesiydi tanrım?! Daha böyle çok anım var. 

Eminim sizin benden daha kötü anıları vardır. 

Ben bu hayatta hep mızmızlanan ve aslında şükretmesi gereken tonlarca şeyi olmasına rağmen şımarık bir kız çocuğu olmakta itham edilen sıradan asla önemi olmayan boşlukta süzülen bir ruhum. 

Esas acıklı kısmı benim kendi beklentilerimi bile karşılayamamış olmam. Yani belki o akrabam gibi aynanın karşısına geçip hayatta bir yerlere gelemediğin, ne istediğini bulamadığın, hayatına birini alamadığın, kendi paranı kazanamadığın, insanların ne dediğine bu kadar takıntılı olduğun, kendini kabullenemediğin ve sevemediğin için beni hayal kırıklığına uğrattın demeliyim. 

Desem n’olcak peki? Ben zaten halihazırda bir hayal kırıklığı gibi hissediyorken bunu duymak ne işe yarayacak? Kendime o akrabam kadar uzak hissedeceğim yine de kalbim kırılacak.


03.08.2025, Ankara.





Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...