☺
Aklımdakileri yazana kadar aklımdan bir sürü cümle daha geçiyor. O sebepten bazı konularda uzun uzun düşünemiyorum. Hemen zihnim yeni bir sorun, kusur, dert, kaygılanacak olgu yaratıp dikkatimi çekmeyi başarıyor. Ben de ona ihtiyacı olan malzemeyi yani dikkatimi hemen veriyorum, zayıfım, ona karşı bir direnişte bulunasım yok bulunsam bile başaramam gibi. Çünkü aslında o benden daha çok hayat yaşadı, ben yalnızca onun senaryolarına göre rol kesen ucuz bir oyuncu oldum hep, ama sağ olsun beni hep iyi rollere koydu, başrolde hep ben vardım, acı çekilecekse de çok iyiydim de ondan acı çekiyordum, süpersem de zaten süperdim. Hep aşırı güzel, aşırı yetenekli, her haliyle hayran olunası biriydim ona göre, e bunca zaman da onun senaryolarına alışmışken kendime çizdiğim bu yol haliyle bana sıkıcı geldiğinden, hayatı yaşamaktan kaçar oldum. Ancak böyle oturup yazarsam hayatta olduğumu fark edebiliyorum galiba. Şu an fazlasıyla dürüstüm mesela, normalde böyle olmaz, hemen aklım beni alır ve daha dertsiz daha mutlu bir acının içine atar. İşte uzun zaman bunları yaşayınca kendine dönüp baktığında gördüğün şey de yıkıcı oluyor aslında, çünkü boşa geçmiş bir yaşama yaşam denmiyordu en son.
Bir şekilde kendimi bulamamıştım, aramaktan da
vazgeçmiştim çünkü baya bulamayacağımdan emindim ya da bulunca bulduğumu
beğenmemekten korkuyordum, belki de geçmişte buldum sanmıştım ve ondan hoşlanmadığım
için şimdi de aramıyordum. Öyle işte. Bunları neden yazıyorum diye düşünüyorum,
çünkü birilerine bir şey anlatamıyorum, eskiden çekiniyordum artık çekinmiyorum
da yazdıklarımı öylece ortada bıraksam da oluyor, çünkü gerçekte kimsenin o kadar
da umurunda değiliz, yani sandığımız kadar. Ben bu yaşa kadar naptım, ne için
çabaladım bilmiyorum, bu hayat beni bir yerlere sürüklesin diye beklemenin
acizliğinden dolayı da hep bir şey yapıyormuş gibi görünmeyi tercih ettim, hep
ikinci bir planım varmış gibi yaptım. Aslında yok yani, gelişine yaşıyorum. Ha denediğim
olmadı mı, oldu, şimdi kendime de haksızlık yapamam, dediğim gibi son derece
dürüstüm. Şimdi geçmiş seneden buraya dönüp bakınca bu yıl naptım diye, hiçbir
şey diyesim geliyor ama kolaya kaçmak gibi olacak. İnsan nankör işte, o an
mutsuzsa hep mutsuzdu sanıyor belki de. Tabi ki güzel günlerim oldu ama böyle
doğum günümün yaklaştığı zamanlarda belki de bir yaz çocuğu olduğum içindir,
bir mutsuzluk gelir bana. Doğum günümün önemsiz bir gün olmasını
kabullenememekten kaynaklı. Ya da benim komple önemli birisi olmam gerektiği
için bu hayat bu kadar manasız geliyordur gözüme. Bir şey olmam gerekiyordu ve
olamamışım gibi. Hahahaha.
Ne diyordum, unuttum.
Bu yaşa kadar naptım mı diyordum, bilmiyorum, belki
gerçekten hiçbir şey yapmamışımdır. Bu yazının bir teması yok, hayatımın da yok
galiba ama.
Hayattan bir şeyler beklemekte bir sorun olmayabilir, ama
beklentilerin karşılanmaması ihtimalini de beklemeli insan. Yani eğer beklenti
işinde ilerlemek gibi bir kariyer hedefi
varsa danışmanlık vermeyi çok isterim.
Her neyse, hala kendimi anlama, tanıma, bakma, beğenme,
görme aşamalarındayım galiba. Sık sık kendimle kavga ediyor, kendimle kalmaktan
itinayla kaçınıyor ve bir şey olamadım diye kaygılanıyorum. Dünyada kendime bir
yer bulamama korkusu içimi öylesine kaplıyor ki teslim olamıyorum. Bazen çok şanslı
oluveriyorum bazense dünyanın en şanssızı. Herkes gibi galiba ama başkalarına
bakarken hep benden daha iyi yaptığına emin gibi yaşıyorum.
Keşke büyüdüm diyebilseydim.
Öğrendim diyebilseydim. Hala kızıyorum, hayatla kavga
ediyorum, bana istediklerimi vermediğinde hayatı cezalandırabilecek gibi
kendime cezalar veriyorum. Genel olarak iyiyim ama kaygılıyım. Gelecekten korkuyorum.
Olayı abartıp gelecekte de kaygılanmaktan kaygılanıyorum. Hiçbir şeyin sandığım gibi ilerlememesini
hem diliyorum hem de bilinmezlik ödümü koparıyor.
Aslında ani değişik sürprizler yaşadım, yaşıyorum da. Ama hayatın
akışına müdahale edebileceğimi sanacak kadar aptal olduğum için, gücüm
yetmediğinde kavga ediyorum işte. Aslında hayatın hem umurunda değilim hem de
en sevdiği çocuğu gibiyim.
Biraz daha buralarda kalmam gerekmiş ki bana bunları
yaşattı. Bak gör dedi, sen aslında onlar gibi olmak zorunda değilsin, öylesine dur
ve bak.
Ama ben durup bakmayı tercih etmedim, ettiysem bile kısa
sürmüştür. Hiç ilerlemiş gibi hissetmiyorum. Gerçi ilerlemek kapitalist düzende
kendimizi sürekli var edebilme çabamızın somut bir ürününü görmeyi gerektirdiği için de olabilir. Bunları yazarken bazen içimden bir şey benimle konuşup,
sakin ol, geç kalmadın, ileri de gitmedin, sen burada olmalıydın ve oldun da,
ilerde de bir yerde olman gerektiğinde istemesen bile olacaksın. Diyor. Haklı da.
İnsanlar olarak hayatla olan savaşımızın bitmesini istiyor
muyuz emin değilim, kimsenin gerçekten sevgiyi ya da huzuru aradığını da
düşünmüyorum. Yoksa cidden bu kadar para, tutku, şehvet peşinde bir yaşam sürüp
hayatlarımızın anlamlanmasını beklemezdik heralde.
Hiçbir şey umurumuzda değil.
Umursadığımda kendime kızar oldum. Banane canım dedim, ben
üzülüyorsam o da üzülebilir. Binlerce hücreme de bunları söylüyorum hep. Neyse daha
doğum günüme var ama hoş geldin haziran. Güzelliklerle gel. Denizde görüşürüz.
Yorumlar
Yorum Gönder