Ana içeriğe atla

NEDEN 21 GÜN? (Alışmak sevmekten daha zor mu ?)


Yeni bir alışkanlık edinmek için, o hepimize gelen ilk yarım saatlik motivasyondan çok daha fazlasına ihtiyacımız var. Bir şeye olan ilgimizi aksiyona çevirmek ya da bir değişiklik yapmak için (iyi bir ruh hali ve boş vakit de varsa) anlık bir heyecanla başına oturup, onunla aşırı ilgilenmek çok doğaldır. İlk kez yaparken zevk almak gayet basittir. Ama onu her gün yapmak? Hatta her gün değil de özel bir süre belirlemek. 

Mesela 21 gün?

Birçok alışkanlık için önerilen bu sürenin amacı tam olarak nedir?

Kötü bir alışkanlıktan vazgeçmek, bir bağımlılıktan kurtulmak, yeni bir yere alışmak, iyi bir alışkanlık kazanmak ya da hobimizde ilerlemek için önerilen bu süre aslında bilinçaltımızı yeterince kararlı olduğumuza ikna etmemiz için gerekli olabilir.

Diyelim ki, her gün yürüyüş yapmaya karar verdiniz. İlk gün motivasyona ihtiyaç bile duymazsınız çünkü kendiniz için iyi bir şey yapıyor olma fikri zaten son derece motive edicidir. Belki 2.ve 3. gün de yola devam edersiniz, fakat bir yerde bilinçaltınız size aslında bunun gerekli olmadığını, zaten yeterince çabaladığınızı, yorgun olduğunuzu söyler ve yeni bir alışkanlık oluşmasın diye elinden geleni ardına koymaz.

Bunların oyun olduğunu fark etmezseniz ve yeterince direnmezseniz de bir yerde yenilirsiniz ve maalesef baştan başlamanız gerekir :( 

20 gün beynimizin bir şeye alışması için gerekli olan süredir. 21.gün ise o eylem alışkanlığa dönüşmüştür ve artık zihniniz size oyunlar oynamak yerine onunla var olmayı öğrenmeye başlar. Kendinize bir şans vermek için sadece 3 haftanızı ayırmanız gerecek, bu sayede zamanın ne kadar uzun olduğunu fark etme şansınız da olacak :D

Alışmak gerçekten sevmekten daha zor galiba, sevmek için 21 gün boyunca sevgiyi denemek de mantıklı olabilir aslında böylece saçma sapan sevdaların da önüne geçilebilir. 😜

Herkese kolay gelsin :)



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...