Her an dolu dolu yaşanmalıymış, sürekli ne yapılacağı
bilinmeliymiş gibi hissederek bu hayatın içinde sürünüp durduğumdan yaptığım
hiçbir şey olmuş gibi gelmiyor. Bir yerlerde birilerinin kurallarına uymadığım
için kendimi adi bir geri zekâlı gibi hissetmemin benim suçum olduğunu
düşündüğümden var olamıyorum. Ne kendim gibi ne onların istediği gibi. İki
türlü de elimde net bir sonuç olmuyor çünkü zaten hayatta ne olması gerekiyorsa
oluyor diye inanırken olmayan her şeyin de yükünü omuzlarımda taşıyorum. Ben
kendimden nefret etmeyi sizden öğrendim. Sizin onaylamalarınız olmadığında bir
yanlışlık olduğu hissine vardığımda çok büyümüş de sayılmazdım bence. Ama siz
dediğim şey de aslında benim şu an başkalarına gözüktüğümden ne kadar farklı
bilemiyorum. Çünkü ben kendimi siz olmadan göremiyorum. Sık sık kendimi
hayattan ve insanlardan soyutladığımı zannederken aslında kendimi daha güvenli
sandığım ama gerçek olmayan bir dünyanın içinde buluyorum. Hayallerimde hep
aşırı kabul edilen bir rol üstleniyorum. Her halimle hayran olunan birisi
oluyorum, bir öncü, başkalarının da kendilerini kabul etmesine öncülük etmiş,
mükemmel ve doğal bir karakter. Tahmin edebileceğiniz üzere benim tam tersim
ama en çok olmak istediğim şey. Bunun ayrımını net bir şekilde yapabildiğim günden
beri bu hayattan gerçek anlamda zevk alamıyorum. Çünkü ya onay bağımlısı ya da
komple insanların görüşlerini reddeden bir hale bürünebiliyorum. Yani iki
karakterden uzaklaşmak isterken başka bir iki karakterin arasında kalıyorum.
Tek sorun birleşememek. Ne içeride ne dışarıda. Her bir parçamın sanki
birbirinden bağımsız insanlarmışçasına varoluşunu kabullenmek en büyük hatamdı,
çünkü onlar başka insanlar değil tek bir insanın farklı versiyonlarıydı. Ne
hüzün dolu kişi başkasıydı ne de çok eğlenceli komik olan. Ne yalancı ne
dürüst. Ne tembel ne başarılı. Ne hayalperest ne acımasız. Hiçbiri o tek
kişiden ayrı var olamıyordu ve birleşim aslında beden olarak buradaydı, tam
burada işte, aynada görünen. Bu yarattığım karakterlerin çatışmaları günden
güne duygusal durumumu etkiliyor her güne farklı bir persona gibi başlamak
hayatım hakkında söz sahibi değilmişim gibi hissettiriyordu işte. Genel olarak
da olduğum kişinin kim olduğunu çözemediğimden sürekli onu dışarıya bakarak
şekillendirmeye çalışırken aslında her gün başkla bir personayı değiştirmeye
çalışıp sürekli başa dönen sonsuz ve can sıkıcı bir hayatta bir plana uymaya
çalışıyordum. Normal bir insan olmaya çalışmak yalnızca benim için zor
sanıyordum. Benden başka herkesin sanki gittiği ve gideceği yol hakkında net
bir görüşü olduğunu, her hayatın benimkinden çok daha kolay ve şans dolu
olduğunu zannediyordum. Bir tek ben yolun ne olduğundan bile bihaber yaşayan
bir zavallıydım anlaşılan. Fakat büyüdükçe ya da yaşlandıkça insanların da en
az benim kadar savrulduğunu ve aslında şans sandığım şeylerin insanlar
savrulurken karşılarına çıkan tesadüfi ama anlamlı dal parçaları olduğunun fark
ettim. Korkmakta bir sorun yoktu ama korktuğunu göstermekte mi sorun vardı?
Madem hepimiz gelecek öngörüsü son derecek kıt olan canlılardık neden hepimiz
aynı endişeleri taşımıyorduk? İşte bazılarının tuttuğu dallar daha sağlamdı,
bazılarının doğuştan bu savrulmaya karşı koyabilecek güçlü kolları vardı,
bazıları öyle ağırdı ki savrulamıyorlardı bile... işte bu hayatın oyunu
farklılıklarla başlıyordu. Robotlar bu hayatı bu kadar güzelleştiremezlerdi, bu
kadar acıtamazlardı da. Kudret farkı görebilmek ve farkın aslında birliğin
cümbüşüne hizmet olduğunu görebilmekteydi. Her an mutlu olmak isteyen ben şimdi
canım yanarken ne kadar anlamsız bir hayat yaşadığımı fısıldıyor kulağıma.
Takdir edilmek istenen ben kendince güzel bulduğu şeyleri paylaşıp onay almak
istiyor. Hiçbir yeteneği olmadığına inanan ben bir şeyler için çabaladığımı
gördükçe halime daha çok acıyor. Kabul edilmek istenen ben uyumsuz olmaktan
çekindiği için herkesin evet dediğine hayır demekten utanıyor. Neşeli olan ben
bir çiçeğin güzelliğinden tüm hayatın güzelliğini görebilecek kadar mutlu
olabiliyor. Umutlu olan ben yeni doğmuş bir kedi yavrusuna bakınca bir şeylere
başlamak için asla geç olmadığını anımsıyor. Yalnızlıktan ödü kopan ben her
gece yalnız başına düşünceler içine gömülüp bu hayatı yapayalnız yaşamanın
korkusunu tadıyor. Bir şey olmak isteyen ben ne olmak istediğini bilemediğinden
birçok şeye başlayıp hiçbirinin devamını getiremiyor. Sevmek isteyen ben önce
kendini sevmeyi öğrenemediği için ya fazla sevgi verip ürkütüyor ya da eksik
sevip kötü hissettiriyor. Daha binlerce ben vardır benden içeri. Hepsi de bir
olmadıkça hatalı. Ama hayat bu zorla öğretecek işte sevmeyi. Biliyorum, geçmese
de olur. Şimdi hissedilen bunca ağırlık aslında başka bir gezegende bir kuş
tüyü. Benim zihnim de koca bir boşluk. Bu yazdıklarımsa boşaltım sistemimin bir
ürünü.
Nur Sena Akdeniz.
Yorumlar
Yorum Gönder