Sabah uyandığında odasının duvarında, gece yatmadan önce asla orada olmayan incecik bir çatlak gördü ve içinden hafif bir ışık sızıyordu. Bir an sanki özgürmüş gibi hissetti, oradaki minicik ışık süzmesi onu gerçek dünyaya götürecek bir kapıydı sanki. Bu kapkaranlık hapishane odasında yapay olmayan bir ışık görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. bir çocuk gibi heyecanla yerinden kalktı. Gidip duvardaki minicik çatlaktan özgürlüğe dokundu. Rüya falan değildi, basbaya ışık girebilecek bir çatlak vardı artık. Resmen hayatına inanılmaz bir mucize gelmiş gibiydi. Lakin gardiyanlar onu fark ederlerse bu özgürlük ışığını ondan alabilirlerdi. Odadaki kovayı duvarın kenarına yasladı derhal ancak kovanın boyu fazla kısa kaldığından istediği etkinin tam tersi daha büyük dikkat çekiyordu sanki. Birazdan gardiyan gelirdi. Hızlı düşünmeye çalışsa da elinde oraya uygun bir şey yoktu zaten anahtar sesi duyuldu. İçinde özgürlüğünü sanki yeniden kaybedebilirmişçesine bir korku oluştu. Derhal çatlağı kapatmak için onu arkasına aldı, ondan vazgeçmeyecekti tabi. Gardiyan onun suratına değişik bakmıştı sanki acaba gözlerindeki özgürlüğü fark etmiş miydi, hemen gözlerini kaçırdı. Elindeki kuru ekmek, su, birkaç kokuşmuş sebze ve muhtemelen on gün önce haşlanmış bir yumurtanın olduğu tepsiyi yere bıraktı. Dikkat çekmemeye çalışsa da oda bugün farklı bir ışığa sahipti ve içi içini yiyordu sanki odanın içine güneş doğmuş gibiydi. Gözlerini kapattı. İçinden gardiyanın hemen gitmesi için dua ediyordu. bir anda "ne saklıyorsun orada?" sesiyle irkildi. Korktuğu olmuştu. güneşi, özgürlüğü, neşesi her yerinden fışkırmıştı işte, elbet fark edecekti. "çekil şurdan sersem." ittirildiğinde gözlerinden birkaç damla yaş süzülerek yere düştü. gardiyan oralarda gezindi, yere eğilip baktı, ardından mahkumla gözleri buluştu "hayaletini mi sakladın işe yaramaz pislik" ardından pis kahkahasını atıp odayı terk etti. mahkum derin nefesler alarak yerden kalktı, hala oradaydı işte minicik çatlaktan süzülen özgürlüğün ışığı ve hayatın kokusu, ama gardiyan görmemişti.
O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...
Yorumlar
Yorum Gönder