Trafik ışıklarının olmadığı, kocaman bir yoldasın, çok fazla araba var her yönde. Karşıya geçmek istiyorsun fakat çok korkuyorsun çünkü acemisin. Yanlış bir şey yapacağına da çok eminsin. Birisinin sana yol vermesini, bir polisin çıkıp arabaları durdurmasını, bir şekilde akışın durmasını hatta bir yerlerden bir ambulans çıksa peşine takılmayı düşünüyorsun. Kendine inanmak dışında her çare zihninde dolaşıyor. Arabayı bırakıp gitmek bile geliyor içinden. Ama her ihtimal yeni bir sonuç doğuruyor kafanda ve endişenden dolayı hiçbirini sonuna kadar takip edemiyorsun. Tek amacın karşıya geçmek. Sonra yanına birkaç araba daha geliyor. Ama maalesef ki yine yolu kesmesi gereken sensin. Keşke biri yolu kesseydi de geçseydik diyorsun, yanımda usta bir şoför olsaydı da koltuğumu zevkle ona teslim edip bu yüklerden kurtulsaydım. Bir an yolda bir boşluk buluyor ve yanındaki araba hızlıca karşıya geçiyor. Ah be diyorsun düşüncelerimi ve yolu izleyeceğime yandakini izlesem onunla geçmiştim. Sonra yandaki diğer arabayı izlemeye başlıyorsun ve şoförle saçma bir bakışma anı yaşıyorsunuz. Bunun da çok saçma olduğuna karar verip yolu izlemeye devam ederken bir yandan da tetikte bekliyorsun, o geçtiği an gaza basacaksın, başkasının hareketinden güç almak için. Hayatını başkasının yanlış bir hareketine bağlamak, kendi yapacağın yanlışa bağlamaktan daha makul görünüyor. Bu şekilde hiçbir şeyin sorumlusu da olmak zorunda kalmayacaksın. İçin rahat bir şekilde öteki dünyada ölümünün suçlusu olarak yan arabadaki adamı göstereceksin. Sonra bir an yoldaki arabaların azaldığını fark edip gaza basacakken son süratle gelen spor araba yüzünden boşluğu kaçırıyorsun ve zenginlere, onların çocuklarına, hayatta karşına çıkmış ve gelecekte de çıkacak bütün şanslı gördüklerine sövüyorsun. Nihayet diğer yanına bir araba geliyor, külüstür bir şey, hah bu bile geçerse ben hayli hayli geçerim diyorsun. Demin senin diğer arabaya baktığın gibi sana baktığını gördüğünde güven vermiyor ama ne yapayım mecburum diye düşünüp bir şekilde yolu izliyormuş gibi ondan gelecek hareketi bekliyorsun. Şoför bir anda karşıya geçiyor ve hay aksi diğer yandaki de onun önderliğinde karşıya geçmiş oluyor. Bu bile geçti ben kaldım diyorsun. Kendinden nefret etmeye başlıyorsun. Neden herkes gibi olamadığını, araba sürmeyi bırak başkasının yolundan gitmeyi bile beceremediğini hatırlayıp içindeki öfke ateşine özenle yonttuğun birkaç odun daha atıyorsun. Sövmeye devam ederken bir anda neden bu yolu seçtiğini düşünüyorsun. Aniden içindeki ateşi çok profesyonel bir itfaiye gibi söndürüyorsun ve o küllerin sessizliğinde kalakalıyorsun. Neden bu yol, neden başkalarının önderliği, neden direksiyonu başkasına verme isteği, neden herkesin yaptığını yapma çabası… Bir sürü soru soruyorsun ama hiçbirinin cevabına ihtiyacın yok. Çünkü sorular aynı zamanda cevapları da istemsizce beraberinde getiriyor. Bu yol yanlış. Yolu değiştirmek için önce kendine güvenip sonra yolda karşına çıkacak olan bütün işareleri izleyerek güvendiğin, kendini harika hissettiğin, cennetin olan o yolu seçiyorsun. İşte doğru bir seçim tam da böyle hissettiriyor. Doğru yolda olduğunda, yola yeni bile çıksan acemi hissetmeyeceksin.
Yorumlar
Yorum Gönder