Ana içeriğe atla

Doğru Seçim

 

Trafik ışıklarının olmadığı, kocaman bir yoldasın, çok fazla araba var her yönde. Karşıya geçmek istiyorsun fakat çok korkuyorsun çünkü acemisin. Yanlış bir şey yapacağına da çok eminsin. Birisinin sana yol vermesini, bir polisin çıkıp arabaları durdurmasını, bir şekilde akışın durmasını hatta bir yerlerden bir ambulans çıksa peşine takılmayı düşünüyorsun. Kendine inanmak dışında her çare zihninde dolaşıyor. Arabayı bırakıp gitmek bile geliyor içinden. Ama her ihtimal yeni bir sonuç doğuruyor kafanda ve endişenden dolayı hiçbirini sonuna kadar takip edemiyorsun. Tek amacın karşıya geçmek. Sonra yanına birkaç araba daha geliyor. Ama maalesef ki yine yolu kesmesi gereken sensin. Keşke biri yolu kesseydi de geçseydik diyorsun, yanımda usta bir şoför olsaydı da koltuğumu zevkle ona teslim edip bu yüklerden kurtulsaydım. Bir an yolda bir boşluk buluyor ve yanındaki araba hızlıca karşıya geçiyor. Ah be diyorsun düşüncelerimi ve yolu izleyeceğime yandakini izlesem onunla geçmiştim. Sonra yandaki diğer arabayı izlemeye başlıyorsun ve şoförle saçma bir bakışma anı yaşıyorsunuz. Bunun da çok saçma olduğuna karar verip yolu izlemeye devam ederken bir yandan da tetikte bekliyorsun, o geçtiği an gaza basacaksın, başkasının hareketinden güç almak için. Hayatını başkasının yanlış bir hareketine bağlamak, kendi yapacağın yanlışa bağlamaktan daha makul görünüyor. Bu şekilde hiçbir şeyin sorumlusu da olmak zorunda kalmayacaksın. İçin rahat bir şekilde öteki dünyada ölümünün suçlusu olarak yan arabadaki adamı göstereceksin. Sonra bir an yoldaki arabaların azaldığını fark edip gaza basacakken son süratle gelen spor araba yüzünden boşluğu kaçırıyorsun ve zenginlere, onların çocuklarına, hayatta karşına çıkmış ve gelecekte de çıkacak bütün şanslı gördüklerine sövüyorsun. Nihayet diğer yanına bir araba geliyor, külüstür bir şey, hah bu bile geçerse ben hayli hayli geçerim diyorsun. Demin senin diğer arabaya baktığın gibi sana baktığını gördüğünde güven vermiyor ama ne yapayım mecburum diye düşünüp bir şekilde yolu izliyormuş gibi ondan gelecek hareketi bekliyorsun. Şoför bir anda karşıya geçiyor ve hay aksi diğer yandaki de onun önderliğinde karşıya geçmiş oluyor. Bu bile geçti ben kaldım diyorsun. Kendinden nefret etmeye başlıyorsun. Neden herkes gibi olamadığını, araba sürmeyi bırak başkasının yolundan gitmeyi bile beceremediğini hatırlayıp içindeki öfke ateşine özenle yonttuğun birkaç odun daha atıyorsun. Sövmeye devam ederken bir anda neden bu yolu seçtiğini düşünüyorsun. Aniden içindeki ateşi çok profesyonel bir itfaiye gibi söndürüyorsun ve o küllerin sessizliğinde kalakalıyorsun. Neden bu yol, neden başkalarının önderliği, neden direksiyonu başkasına verme isteği, neden herkesin yaptığını yapma çabası… Bir sürü soru soruyorsun ama hiçbirinin cevabına ihtiyacın yok. Çünkü sorular aynı zamanda cevapları da istemsizce beraberinde getiriyor. Bu yol yanlış. Yolu değiştirmek için önce kendine güvenip sonra yolda karşına çıkacak olan bütün işareleri izleyerek güvendiğin, kendini harika hissettiğin, cennetin olan o yolu seçiyorsun. İşte doğru bir seçim tam da böyle hissettiriyor. Doğru yolda olduğunda, yola yeni bile çıksan acemi hissetmeyeceksin.



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...