Ana içeriğe atla

Acaba bir koyun muyum ?

Herkese potansiyel bir fabrika gibi yaklaşılıyor. Yani öyle olmaları gerekiyormuş gibi. Misal ben öylesine 'hiçbir şey üretmiyorum' hissine kapılıyorum ki eskiden zevkine günde üç kez yazı yazarken artık bunu bir realite olarak, bir ürün olarak gördüğümden yazdıklarımı değerli bulmuyor, olanla barışamıyorum. Hep üstüne bir şey koymak gerekiyor. Her an üretimde olmam gerekiyormuş gibi hissediyorum çünkü “Bir şey üretmiyorsan, hiç kimseye bir faydan yoktur.” algısı üstümüze salınıyor. Böyle boş durup bir şey yapmayınca da faydasız ve gereksiz bir insan olarak oksijen israfı gibi hissetmek kaçınılmaz oluyor.

Ya tamam da niye üretiyoruz? Her malın bir alıcısı olduğu içinse zaten milyarlarca mal var ortada. Ama sorun şu, herkes bir şey yapıyor ben boş mu durayım, benim bu güzel zekâm boşa mı gitsin, ben neden hayran olunası veya linç edilesi ürünlerimi başka zekâ pırıltılarıyla buluşturup dünyaya bir armağan bırakmayayım? gibi şeyler düşünmüyor değiliz.

“Ee, sen niye yazıp yer işgal ediyorsun salak ?!” deyip lütfen aşağılamayın, bunları şu an kendime soruyorum. Ben birçok şeyi sırf insanlar yapıyor diye yapıyorum. Eminim ki hepimiz öyleyiz (yani aydınlanmamış düz insan olan bizler). Geçmişime dönüp baktığımda birçok şeyi bazı travmalarımdan dolayı yaptıysam bile, birçoğunu sırf insanlar öyle yapıyor diye yaptım. Ben bir koyun muyum?

Geç kaldığımız bir şey yok, insanın kendisine ben bir koyun muyum diye sorabildiği her an kıymetlidir. Uyanmak için bir kahramana ya da travmatik olaylara, büyük kazalara ihtiyacımız yok bence. İnsanın oturup “ben bunları niye yaptım, niye yapıyorum, niye yapacağım?” diye sorması, hatta herhangi bir şekilde gerçekten kendisine sorular sorup kendini dinlemesini çok önemli buluyorum.

Konudan sapmayalım.

Neden üretmek zorunda bırakıldık? Bırakılmadık. Kimse kimseyi estetik olmak zorunda da bırakmadı mesela ama burnu güzel olmayan 3-5 kişi kaldık. Sosyal medyada dayatılan herhangi bir oyundan etkilenmemek için çok kararlı bir akla sahip olmak gerek. Her an sorgulayabilmek, bir eylemi gerçekleştirmeden önce "Acaba şu an koyun muyum?" diye sormak gerekebilir.

Üretmenin ya da estetiğin değersiz olduğunu falan söylemiyorum. Ben yazmayı sevdiğimi keşfedeli çok oldu, benim sorunum yazdıklarımın başkaları tarafından okunmasından korkmaktı, fikirlerimin arkasında durmaktan çekindiğim ve bunu aşmak istediğim için yazdığım, belki de saçmaladığım bu sayfaları herkese açık hale getirdim. Benim çıkabileceğim max konfor alanı dışı buydu yani. Çıkıp da “Makyaj firması kurmalıyım çünkü ben çok üretken biriyim.” demedim, bütçem olsa belki derdim ama neyse. Herkes elindekiyle ne üretebilir onun telaşına düştü.

Yine soruyorum neden?

  • Para kazanmak, olabilir.
  • Tek bir işle ömür geçmemesi gerektiğinin idrakı, olabilir.
  • Kapitalizm sağ olsun her yol mübahtır ve üretmen şifadır tarzı bi anlayış getirdi, o olabilir.
  • Herkes kendini değerli ve önemli gördü. Bu yapıyorsa ben de yaparım dedi, bu da bi fikir.
  • Ben de bir iz bırakayım fikri de olabilir.

Aklıma başka bir şey gelmedi.

Belki de durup düşünmeden, üretmek zorunda bırakıldıklarından üretmişlerdir. Herkese saygı duyuyorum, kendime de. Ama bazen kendi üstümüze çok geliyoruz. Hiçbir halta yaramıyor olsak Allah da kalmamıza izin vermezdi bence, her gün uyanıp yeniden sorma fırsatı veriyorsa vardır bir hikmeti. Biraz da işi ilahi boyuta bırakıp eğlenmeyi, hedeften bağımsız, oku eğlencesine atmayı deneyelim. Kaç günümüz var bilmiyoruz, hedefe ulaşırsak ne olur bilmiyoruz. O yüzden geleceğe ya da geçmişe gidip bölünmek yerine, şu an bunları yazarken eğlenmeyi tercih ediyorum. İyi yolculuklar. 









Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...