Ana içeriğe atla

Toksik Pozitiflik Nedir? Nasıl Uygulanır? (Evde Denemeyiniz.)

Pozitifliğin de toksikliği olur mu demeyin, hem de mis gibi olur. İnsan zihni kutuplardan hoşlandığından (bizzat Osho böyle söylüyor), pozitif bir şeyin de zararlı bir yanını icat ediveriyor.

Peki nedir bu toksik pozitiflik, nasıl uygulanır?

Son zamanlarda kişisel gelişim yolunda atılan büyük adımların sonucunda, devamlı kendimizi iyi hissetmek zorunda olduğumuz için sürekli bir şükür halinde bulunma, her anı dolu dolu yaşama, "only pozitif vibes" yayma zorunluluğu hissedip; bunları yapamayınca da kendini zehirleme durumudur. Yaşanan olayların üstünü pozitif düşünmeye çalışarak kapatmak, acıdan kaçmaktır.

Yani kendinize durup dururken, “Al işte az önce iyi hissetmeyi unuttun, aptal!” demenizdir.

O kadar çok pozitif hissetmek zorunda hissediyoruz ki bir yerden sonra kötü hissetmek ya da hiçbir şey hissetmemek bize yanlış gelmeye başlıyor. Üstüne bir de iyi hissetmediğimiz anlar için kaygı duymaya başlıyoruz. Doğru beslenmediğimiz ya da uyku saatimizi kaçırdığımızda kendimize işkence etmeye başlıyoruz. 

Her an şükran duymak tabi ki güzeldir ama hayat bu ya, kötü diye düşündüğümüz deneyimler de yaşayıp büyümemiz, ders almamız gerekiyorken biz onları yok sayıp, "Her şey çok güzel yeaaa" demeye devam etmek zorunda hissediyoruz.

Bazen yaşadıklarımızı aşağılıyor; “Millet neler yaşıyor, bak mis gibi hayatım var, her şey çok güzel…” tarzı yorumlarla, kendimizi,hayatımızı, hislerimizi küçümsüyoruz. Kısacası kendimize gaslighthing yapıyoruz.

Sürekli bir iyi hal mümkünmüşçesine kendimizi bir şekle sokmaya çalışmak zehirli bir hal alıyor böyle böyle. Daha çok eleştirmeye başlıyoruz, daha çok kasıyoruz, daha çok endişeleniyoruz. İyiye gideyim derken kendimizi başka bir çukura sokuyoruz.

İyi hissetmekle derdi olan biri değilim, aksine kendimin daha iyi versiyonu olma klişesinin, var olduğunu düşündüğüm gerçekliğinde ilerlediğimi zannediyorum. Fakat, toksik pozitiflik bu yolda karşıma çıkan tümseklerden birisi oldu.

“11’den önce uyuyamadın, yarın depresif olma ihtimalin daha yüksek.”

“Meditasyon yapamadın, zaten ilerlediğini mi sanmıştın?”

“Kötü beslendin, o kadar çaba boşa gitti.”

“Hala kaygılanıyorsun, hala geleceğini düşünüyorsun; demek ki her şey boşunaymış.”

“Bak hala iyileşemedin.”

"Sen her şeyi atlatırsın."

"Aman bu da dert mi?"

"Üzüldüğün şeye bak. Utan utan insanlar aç."

Bla bla bla…

Bunlar hep zehir. Bunları keşfetmek de güzel tabi. Ben kendimi devamlı bir iyilik haline sokmaya çalışmıyorum. Ya da şöyle düzelteyim:

Devamlı bir MUTLULUK haline sokmaya çalışmıyorum.

Mutluluk bir olguysa, bunu illaki her gün aynı şekilde var edilme zorunluluğu yok.

Her gün beni iyi hissettirebilecek onlarca farklı şey olabilir ama bunların yanında acıyı görünce saklanırsam, duygularımı yok sayarsam, yogada canımı yakan pozlardan kaçınırsam, olayların üstünü kapatıp kaçarsam işte orda durup düşünmem farz olur.

“Her şeyi iyi hissetmek için mi yapıyorum?”

Kendime her gün yeniden şans vermem, düştüğümde kalkacağımı bilmem, her şeyin bir şekilde en hayırlısı olacağına inanmam benim için gerçek pozitifliktir. Kendimi kucaklayıp, kaygılarım, umutlarım, mutsuzluklarım, hayallerimle ben olduğumu keşfedip bazı günler önceki gün kadar iyi hissetmesem de yolda olmaya ve devam etmeye çalışmam benim için gerçek pozitifliktir.

Yolda olmak demek her an yürümek, sürekli ileri gitmek demek olsaydı ben hiç yoldaymış gibi hissedemezdim galiba. Benim için yolda olmak demek; bazen yol kenarında dinlenmek, yere örtü serip piknik yapmak, çimlere uzanmak, hatta yolun gerisinde kaldığını hissetmektir. Her an mutlu olmak zorunda olmadığını bilmektir.

Hata yapmak, acı hissetmek, ağlamak normalleştirilsin lütfen.

 






Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...