Hayatta kendi değerinizi keşfetme yolunda yürüyüp bu yolda biraz da olsa mesai harcadıktan sonra, değer verdiğiniz ya da vermediğiniz, tanıdığınız ya da tanımadığınız insanların size olan tavırları sizin kendinize verdiğiniz değeri etkilemiyor. Şüphe bile ettirmiyor. Hatta, “Acaba buradan tam olarak çıkarmam gereken ders neydi?” diyorsunuz.
Kendini tanımak için bu kadar kitaplar okumak, sorgulamalar
yapıp acıklı süreçler geçirmek, travmaların sebebini aramak, bulmak derken bir
bakıyorsunuz ki kendinizle gurur duymaya başlamışsınız. Görmezden geldiğiniz
bir sürü başarının, yaptığınız onlarca şeyin aslında sizi siz yapma yolunda ne
güzel adımlar olduğunu, kaçtığını sandığınız fırsatların aslında hayatınıza
bakışınızı nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz.
Bugün bir iş görüşmesine gittim. Çalışmak, boş durup kendime
sarmamak için bulduğum bir aktiviteydi çünkü bu süreçte. Yani işe girmek için
değil de konfor alanımı zorlamak, başka bir şey denemek istemiştim. O yüzden de
stresli olduğum konu asıl işe alınırsam ne yapacağımdı. Ama zaten öyle olmadı.
Mülakatın başlangıcından itibaren bana ne kadar yetersiz
olduğum, ne kadar yolun başında olduğum söylendi. Hiçbir şey bilmediğim,
ortalamamın düşük olduğu söylendi. Bunları duymak beni öfkelendirmedi, aksine
gülümsedim. Çünkü bunlar benim sık sık kendime söylediğim şeylerdi. Başkasından
duymak, bir yandan da aslında onun başkası olmadığını bilmek işin illüzyon
kısmıydı. Hanımefendi işini yapıyor ve bana yetersiz olduğumu kabul ettirip
düşük bir ücretle, tabir-i caizse köpek gibi, gece gündüz demeden çalışmaya
beni ikna etmeye çalışıyordu. Ama uzun süredir düşünen birisi olarak, aslında
bunlardan çok daha fazlası olduğumu daha yeni yeni idrak ediyorken orda susup
haklısınız da diyemezdim. O yüzden bana verdiklerini ona aynen iade edip tırnak
içinde “yetersiz ve boş” olmadığımı söyledim.
Yetersiz olmadığımı çok iyi biliyorum. Bir de, sırf tecrübe
kazanmak adı altında köle gibi çalışıp sonra da “Hak ettiğim bu zaten, ben ne
biliyorum ki?” diye düşünerek bitik bir psikolojiyle kendimi harcatmam gibi bir
durum da söz konusu değil. Bunu yapan herkese de saygı duyuyorum, bu ülkede her
koşulda ayakta kalmak zor. Fakat bence değerimizi bilmek demek, başkalarının da
bilmesini sağlamak demek. Yoksa kimse bana saygı duymadıktan sonra ben her gün
kendime saygı duyduğumu söylesem kaç yazar?
İçimdeki sevgi ve saygıyı dibine kadar hissettiğim, asla
hakkım olandan azına razı olmadığım için kendimle gurur duyuyorum. Hiçbir zaman
sektörde yer edinebilmek için, yeter ki tecrübem olsun diye kendime hakaret
sayılabilecek ölçüde davranışlarda bulunulmasına izin vermem. Biliyorum ki, her
zaman bir yol var. Her zaman bir ışık doğar. Ve üstat Demet Akalın’ın da dediği
gibi “Herkes hak ettiği gibi yaşıyor.”
Keşke hepimiz ne kadar değerli olduğumuzu bilsek ve herkes
hak ettiği şekilde muamele görse. Ama iş hayatı biraz da gaslightingden
besleniyor. Sana kendini yetersiz hissettiriyor ki, sen daha azına razı ol, o
da daha çok kazansın. Halbuki hepimiz mutlu olsak, hepimizin kazanması daha
kolay. Birileri ezilirken, harcadığı emek hor görülürken, diğerlerinin kazanması
senaryosu en azından birilerinin kafasında bile olsa bitmeli. Yani benim olduğu
gibi.
Işığınıza güvenin. Bir yol olduğuna güvenin. Yetersiz veya
eksik değilsiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder