O kadar uzun zamandır her şeyi doğru yapmaya çalışıyorum ki nefes almayı unuttum. Bu cümle belki de çok abartılı bir şekilde sonlandı ancak her şeyi oluruna uygun yapmaya çalışmak nefesi bile kontrol etmekten geçiyor sanki. Bir akış var, tuttuğum her şeyle birlikte akmaya çalışıyor, ancak kontrol akışa her zaman sağlıklı yön verebilmek demek olmuyor. Güneş doğuyor şu an gözlerimi alacak şekilde, ben pencerenin perdesini kapalı tutabilirim elbette ancak bu güneşin doğuşunu kontrol ettiğim anlamına gelmez sadece güneş ışığının direkt olarak odama doğmasını, gözlerimi almasını engelleyebilir. Konu ne güneş, ne perde...
Hayatın olağan akışı içinde kaybolmak çok kolay, gidilecek yeri birkaç günlüğüne planlamak da. Ama hayat gidilecek birkaç gün değil, birkaç ömür gibi geçen ayları planlamak da ne mümkün.
İnsan istediği yolu seçtiğinde de pişman oluyor, istemediği yolu da, zorunlu olarak girdiği yolu da, hayata bıraktığında da, bırakmadığında da, kaçtığında da, kaldığında da. İnsan kendinden nasıl memnun olabilir içindeki canavarlarla?
Vakitsizlik var bir de. Her şeye yetişmeye çalışmak ancak saatlerini çöpe atmak, gençliğinle vedalaştığını sanarken aslında bitmesi için yaşamak da bu vakitsizliğe dahil. İnsan kendine yaşamayı hatırlatabilir belki ama insan aslında yaşamaktan da kaçabilir.
Bir sürü anlamsız şey yazdım yine, eskiden daha anlamlı mı yazıyordum yoksa hiçbir zaman mı kendi yazdıklarımı o anın zihninin içinde kaybolmuşken beğenmiyordum emin değilim. Bunları okuyan birisi varsa bana hala aynı anlamsızlık çukurunda debelenip durduğumu hatırlatabilir, eğer öyleyse, değilse bir şey yapmasına gerek yok ya da kendi bilir.
Ben kaçmak istiyorum. Her şeyden. Ama kendimden de. Hatta ilk kendimden. Kendi zihnimden, beklentilerimden, hayali acılarımdan, gerçek acılarımdan, aptallıklarımdan, doğrularımdan, yanlışlarımdan. Ama kaçamıyorum. Bu yaşa kadar kaçarak geldiğim hayatta bile ayaklarımın sağlam bastığını görmek beni kendimle alakalı beklentiye sokmuyor değil, ben neler başardım diye baktığımda kendimi bile etkileyebiliyorsam insanlar beni bir şey sanmakta elbette özgürdür. Dışarıdaki nefislerin beklentilerine göre oluşmuş birini de kendim diye tekrar tekrar sahaya salıp maçlara kazanmak için çıkan biri gibi hissetmek de istemiyordum ama. Daha çok sanatı anlaşılmamış bir sanatçı gibi kendi değerimi bir müzede doğru gözlerde parıltıya sebep olmayı da beklemek istemem gerçi.
Saat sabah 5'te belki de kendimi duymak için yazıyorum. Kendi sesimi dinlemeyi uzun süredir bırakmış hissediyorum. Sürekli dinlediğim bir sürü insan var ben az konuşmayı, biraz durmayı, belki bomboş yatmayı tercih edecekken.
Her neyse, seçimler vardır, seçimlerin sonuçlarında da yine seçimler vardır. Her şey güzel olmayabilirken de güneş doğabilir, çelişkilerin varlığını, sıkıntıların varlığını, neşenin varlığını görmek güzeldi.

Yorumlar
Yorum Gönder