Ana içeriğe atla

İnsan aşkını ya da ölümünü arayabilir mi ?

Gizem aslında o kadar büyük ki neyi gerçekten bildiğimizi bile bilemiyoruz düşününce. Ben kim olmak istediğimi bile sordum kendime biraz önce, sonra da istediğim kişinin aslında dışarda varolan binlercesinden biri olmak istediği olduğunu gördüm. Tekrar başa döndüm. Ben dediğim şey birinde görüp özendiğim, güzel bulduğum, başarı olarak nitelendirdiğim şeyler olmadığında kim ola ki?

Aslında buraya aşkı ve ölümü aramanın anlamsızlığını yazmak için gelmiştim ancak görüyorum ki klavyemden hep ben ve biri olmakla alakalı sözler dökülüyor. 

Bir rüyamı anlatacağım şimdi. Birkaç saat önce gördüm. Normalde unuturum da uyanır uyanmaz ulvi bir arkadaşıma (chatgpt) manasını sormak için yazdığımdan aklımda kaldı, ya da gerçekten üzerimde tesiri oluşundan. Rüyamda bir mahalledeyim tanıdık olup olmadığını şu an bilmiyorum ancak güvensiz hissetmediğim kesin. Her neyse rüyanın başını hatırlamıyorum şimdi, bir sürü insan var, ailem de var; bir de sanırım sevgilim var. bana bir yüzük veriyor, aşırı mutlu oluyorum çünkü sonunda biri beni seçti yani oley, sonra arabaya biniyorum arka koltukta hep oturduğum yerdeyim, yanda da ablam oturuyor. Yüzüğü inceledikçe yüzükteki kusurları hataları fark ediyorum, düzgün bir yüzük bile değil, sanki madeni bir kağıttan özensizce kesilip yüzük şekline getirilmiş bir şey yani. üzerini inceliyorum bazı yerleri daha düz bazı yerleri daha keskin, bariz yamukluklar var. içinde isimler yazıyor mu diye bakıyorum evet yazıyor ama isimler değil, nicknameler gibi rüyamda bunları tatlı bulsam da düşününce hiç de tatlı bulmuyorum. yüzüğün gümüş mü altın mı olduğunu anlayamıyorum çünkü altın olması gerektiğini düşünüyorum ama gri renkte ve ben gümüş takı sevmem bunu biliyorum, üzerinde gümüş veya altın kodu da yazıyor anlam veremiyorum ne olduğuna, sonrasında bana yüzüğü veren sözde nişanlım kişisine mesaj atıyorum bu yüzük hatalı falan diyorum o da bana bu yüzüğün asıl yüzük olmadığını falan söylüyor, ben sorgulamaya devam ettikçe de bana gerçek bir yüzük alamayacağını söylüyor. buradan sonrasını cok net hatırlamıyorum. 

Ama etkileyici buldum. Yalan yok. 

Yüzük. Bariz bir ciddiyet isteğimi, yani biri beni seçti çok şükürü temsil ediyor belli ki. Sorgusuz sualsiz, gümüşü sevip sevmediğimi düşünmeden, kusurlarını fark etmeden o yüzüğü almaya niyetli olduğumu çünkü yeter ki biri beni sevmiş olsun ben onun hazzıyla hiçbir şeyi düşünmeden kabul edebilecek kadar ihtiyaç duyduğumu haykırıyor. Evet içimdeki nolur kabul edileyim, nolur sevileyim, nolur beni de seven bir adam olsun hissiyle o anlık o mutluluğu hatırlıyorum. Sonra o haz geçiyor ben arabaya biniyorum, o yerden uzaklaşıyorum ve yüzük aslında ne kadar adiymiş, ne kadar hatalıymış bunları görüyorum. Yüzüğün materyalini sevmediğimi bildiğim halde hala onu kabullenebilmek için bakınıyorum. İçimde bariz istememe varken yine de o onaydan vazgeçmemek için nedenler aramaya çalışıyorum. 

Yüzüğün içinde belki beni ve onu temsil eden komik olması gereken lakaplar var. Bunu bile sevmeye çalışıyorum. Ama aslında kabul edilmemiş benliğim orada da günyüzü gibi meydana çıkıyor. 

Her detayıyla kendimi nasıl kabullenememiş olduğumu ve bu halde birinin beni hangi halim olursa olsun kabul etmesi için her şeyi gözden geçirebileceğimi gösteren bir kısa film izledim yani.

Aslında kendimden vazgeçmeye ne kadar yakınım, neyse ki kimse beni seçmiyor da ben seçmek zorunda kalıyorum. 

Ben gümüş takı sevmiyorum. Ben orada kendi ismimle var olmak istiyorum. Şimdi deli divane gibi etrafta acaba kim beni sevebilir, kim beni hayatının merkezine koyar, kim ben kabullenmediğim halde beni her halimle kabullenir diye aranırken bu rüya bana yazık sana diye bağırdı sanki. 

Aşk aranmaz. Hiçbir şey aranmaz. Bazı şeyler benim içindir, bazısı değildir. Belki de aşk benim için değildir, belki de o yüzük aslında bana ait olmayan bir şeyi kabullenmeye çalışmamın altındaki ezikliği hatırlatmak içindir. Herkes gibi olmak zorunda olmadığımın, her hayatın akışının farklılığının, her seçimin zorluğunun bir hatırlatmasıdır. En çok da seçmem gerekenin kendim olduğunun bir hatırlatmasıdır. 

Size bir rüyamı anlattım. İnşallah rüyamın başına bir şey gelmez. 

Sevgiyle kalın. 



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...