Ana içeriğe atla

Hayat Boktansa Çözümü Vardır.

 

Bazen ne yaparsak yapalım olmaz. Ama inatla yapmaya devam ederiz. Çünkü biz insanların ne isterlerse başarabileceklerini, her istediklerine – yeterince isterlerse- ulaşabileceklerini düşünen bir altyapıya sahibiz. Siz değilseniz buradaki sözlerim sizi hiç ilgilendirmiyor. Bu dertten muzdarip olan, iyilerin her zaman kazanacağı masallarıyla büyümüş arkadaşlarımla yoluma devam ettiğimi bilmek beni mutlu eder. Size şimdilik bay bay.

Bizim temel sorunumuz bence kendimize ve yapabileceklerimize inanmış olmaktır. Evet inanmış olmak. Ama gün gelip de çocukluğumuzda planladığımız kişiyle uzaktan yakından alakası olmayan insanlara dönüşmüşsek, içimize bir savaşın olması kaçınılmaz. Kendimizi bulunduğumuz yere, duruma, yaşanılan olaylara layık bulmayız; hep daha fazlasını, daha iyisini hak ettiğimizi düşünürüz, belki aksiyona geçeriz, çabalarız ama bir yandan da hayatımızda hiçbir şey hayal ettiğimiz çizgide gitmemeye devam eder. Denklemin iki bilinmeyeni olduğu için burada yapılabilecek iki şey var:

1) Layık olduğunu düşündüğün şeyleri, çalışınca başarman gereken şeyleri, dünyanın sana beleşe sunması gereken şeyleri yani kafandaki onlarca düşünceyi silmek

2) İçinde bulunduğun durumu, olayı yargılamadan kabullenip bunu neden yaşıyor olabileceğini düşünmek.

Aslında sonuçta ikisinde de ayrı yere ulaşmamız mümkün fakat bir yol çok daha zorlayıcı, en azından diğeri ondan biraz daha az zorlayıcı. Hiç kimse kolay olacak demedi!

Bu düşünce bana bir yoga pratiğinin ortasında; kendimle, hayatımla ne kadar büyük bir savaş içindeyken hala kendimi, düşüncelerimi “oturduğum yerde düşünerek” değiştirmeyi beklerken ve sonuçta da hiçbir şey olmazken geldi. Tabi hayallerime ulaşmak için çabaladığım da oluyordu ama yine de bir şekilde “Bu kadar çabaya şimdiye çoktan ulaşmış olmam gerekiyordu?!!” diye düşünüyordum. Ha bir de hayat bana kötü davranıyorsa ben de hayattan zevk almayarak güya hayattan intikam alıyordum. Neyse, bu durumu bir anda düşünmeye başladım. İçinde bulunduğum durumu, acınası, korkunç, iğrenç, tiksinç buluyor bu durumu değiştirmek yerine hayatla kavga ediyor, yine bir sonuç elde edemeyince de kendimi gerçek dünyanın acımasızlığından koruyabilmek için kurgusal alemlerde geziniyordum. Bu sayede hem yaşamamış oluyordum hem de kurallarını benim koyduğum üstelik hiçbir sorumluluk da almadığım bir dünyada vakit geçirme fırsatım oluyordu. Bir taşla iki kuş vurduğumu sanarken, gerçek dünyaya döndüğüm an kendimi bu olay yüzünden yargılıyor, bir yandan da gerçek hayatın ne kadar hayallerimden uzak olduğunu hatırlayıp double üzülüyordum.

İşte, yapmak istediğim, en azından karar verdiğim şey; içinde bulunduğum durumu acınası,korkunç,tiksinç, boktan vs. gibi adlandırmaktan vazgeçip bu dönemin bile içinden geçerken, en azından bir yere doğru gidiyorken oraya giden yolları sağlam döşeyebilmekti. Bu yaşadığım anları iyiye yorabilirdim. Aslında böyle söyleyince bir tür Pollyannacılık gibi geldi ama demek istediğim o değil. Şu an kendi üzerimde çalışabiliyorsam, en azından bunu en iyi şekilde yapabilirim. Bir ödev üzerinde çalışıyorsam her şeyimle ona odaklanıp onun bu dönemimde yaptığım en iyi şey olmasını sağlayabilirim. Hah, bu daha anlaşılır oldu. Hayat bana bir şeyi inatla vermiyorsa, elimdekilerle işim hala bitmemiş demekti.

Şimdi içimdeki çabuk pes eden kısımdan bir ses yükseldi. “Yine karar alıp asla uygulamayacaksın.” Olsun. Bütün fikirler sonuçta benden çıkmıyor mu? Ona da tamam. Aşırı iyimser gibi göründüğüme bakmayın. Bu yöntem de kolay olmayacak. Ama insan hem kendini aşağılayıp hem de insanları gözünde büyüttüğünde iki kat küçülmüş oluyor. Bari olduğum seviyede kalabilelim diye tek çözüm önerim bu durumu en iyi şekilde, en hasarsız ve en az pişmanlıklarla geçirmek. Hatta bu döneme geri dönüp baktığımda, hayatın beni hazırlamaya çalıştığı şey için benim de birçok adım attığımı görebilmek. Belki senin de aklında bir ışık yakabilmişimdir. Okuduğun için teşekkür ederim. İyi yolculuklar. Bir de Serra Sagra’nın dediği gibi: “Her An Kusuruz.”




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...