Yaşadığım bazı şeylere dışardan bakabilme yeteneği kazandım. Nasıl yaptım derseniz, kendimi parçalara bölüp bir parçamı diğerini izlemesi için görevlendirdim. Çok komik bir ilkokul sınıfı gibi oldu. Bazen de bir hapishane koğuşu.
Yaşanan bir olayın geçmiştekinin yeniden çekimi gibi
hissettirdiği bir an, durup düşündüm. Oyuncular farklıydı, mekân farklıydı ama
bu yaşanan ve ben farklı değildim. Aynı hisler, aynı düşüncelerle birtakım
kararlar alıyordum, inanamazsınız aynı kararları alıyordum.
Hepimizin belli döngülerde yaşaması aslında nerede sınıfta kaldığımızla
alakalı ya da yargılanma sebebimizle. Ama benim sınıfta kaldığım yer hiç
ummadığım bir şeydi, yani iyi veya kötü olmadığım, başkasına zerre zararımın
olmadığını sandığım bir konuda. Burada konunun derinine inmekten çok kendi tavrımdan
bahsetmek isterim.
Birisi size zorla ayna tuttuğunda kendinizle yüzleşmekten
kaçmak için başınızı bir o yana bir bu yana çevirip durursunuz. Başkasının tuttuğu
aynadan kendimizi görmek kendimize double bir ihanettir çünkü hem gururumuz hem
de kendi aynamız da mevcuttur. Yeteneklerimizi ve hayallerimizi abartmak için
kullandığımız aynamız. Fakat insan kendisi vasıtasıyla kendini göremez. En azından
objektif olamaz, kendini ne kadar iğrenç bulursa bulsun haksızdır, nasıl harika
hissederse hissetsin eksiktir. O yüzden karşımıza belli tipte insancıklar
çıkar. Bu insanlar her zaman kişisel gelişimini tamamlamış, bize hayatın bir
hediye olduğunu hatırlatacak kişiler olmak zorunda değil. Bazen dünya cahili,
bazen sinir hastası, bazen takıntılı bir manyak, bazen özgüvensiz ama zeki biri…
İnsan kendi gardını almış bir şekilde hep savaşır insanlarla.
Herkese verecek bir şeyi olduğunu düşünür çünkü kendisi onlardan daha iyidir. Ben de hep insanlara ne kadar harika birisi
olduğumu gösterme ihtiyacımın olduğunu keşfettim işte. Nedense insanlar benim
aşırı zeki, eğlenceli, başarılı, güzel olduğumu düşünmelerini çok umursuyormuşum
ve onları buna inandırmak için kendimi bambaşka bir çerçeveden ele alıp tanıtıyormuşum.
Bir kahraman olarak.
Kadınların ya da anaç insanların en büyük sorunlarından birisi
başkalarını iyileştirebileceklerine olan saplantılı annelik sevdasıdır. Ben de
ne kadar harika olduğumu hissettirmek için karşımdakini iyi hissettirme
metodunu seçmişim. Bu sayede onların iyi hissetmesinin sebebi olduğumu da
onlara hatırlatıyor ve garip bir bağımlılık yaratıyormuşum. Sonra da karşımdakinin
benim harika birisi olduğumu düşünmesinin ardından egom tatmin oluyor ve
sıradakine geçmek istiyor.
İşte basit olarak mekanizma bu. Acaba narsist miyim diye de düşünmedim değil. Aslında
insanları gerçekten umursayan bir yapım da var, bunları bilerek, bir karma
yaratarak yaptığımı ise yeni keşfettim. İnsanın başkalarının onun iyi muhteşem
biri olduğunu düşünmesini istemesinde sorun yok gibi görünse de insan iyi ve
muhteşem değilse, bunu yaptırmak için saçma yollara başvuruyormuş.
Yine sorun aslında benim başka insanların benim hakkımdaki
düşüncelerinden kendime bir hayat kurmaya çalışmamdan kaynaklanıyor.
Bir kahraman olmaya çalışmak uzun süre bu işi yapmaya
katlanamayacak olan ben için fazla mesai gerektiriyor.
Bu konu hakkında biraz daha düşüneceğim. Belki de sandığım kadar
kötü kadın müzeyyen değilimdir de bazı insanların böyle davranılmaya layık
olmadıklarını hatırlamaları gerekiyordur. Ya da cidden kötüyümdür.
Yorumlar
Yorum Gönder