Ana içeriğe atla

Gece Yarısı Kütüphanesi İnceleme (Matt Haig)

"Kaçıp gitmek istediğiniz yerin kaçtığınız yerle aynı olduğunu görmek tam bir aydınlanmaydı." 

Aklınıza getirebileceğiniz bütün hayat senaryolarının olduğu bir kütüphanedesiniz... Hayal edebileceğinizin de ötesine çok ihtimal var çünkü her seferinde bir şeyi farklı yapsaydınız bambaşka şeyler olurdu. İşte tam da bunu, neden her zaman elimizdekinin en kötüsü olduğunu varsaydığımızı anlatan bir kitap Gece Yarısı Kütüphanesi. 

Ben zaman zaman hayatımı farklı şekillerde hayal ederim. Bulunduğum yerden bambaşka bir yerde, bambaşka insanlarla, bambaşka bir ben hayali...Hep daha iyi, daha başarılı, daha güzel, daha mutlu bir ben. İşte kitaptaki ablamız da hayatından öylesine bıkmış ki, paralel evrenlerdeki muhtemel hayatlarını ziyarete gidip içine en sineni bulmaya çalışıyor. Daha fazla spoiler vermek istiyorum, eğer talep etmiyorsanız buradan fazlasını okumayınız, yok bir özet geç derseniz devam edin.

Hanımefendi cidden boktan gibi görünen bir hayatta her şeyin ters gittiği, muhtemelen satürn merkür plüto mars retrolu günlerden geçerken, eh yeter be diyip intihara kalkışıyor. ve kızımızın öylece ölmesini istemeyen beyni onu bir kütüphaneye yolluyor ve diyor ki bak yavrum bunlar senin olası diğer senaryoların, yani hayattaki kararlarında yaptığın değişikliklerle yepyeni hayatların olacaktı ya, hah işte onların hepsi birer yeni kitap, seç ,beğen, al, oku hatta çok istersen orada yaşa. 

kızımız da hayatta içinde kalan her şeyi tek tek deniyor, bir hayatında çocukken yüzmeyi bırakmamış oluyor ve şampiyon oluyor, birinde evli mutlu çocuklu oluyor, birinde kutup ayılarıyla takılıyor, birinde annesini kaybediyor, birinde rockstar oluyor...

böyle böyle gidip aniden o hayata uyumlanmaya çalışınca da zorluk çekiyor, hemen kütüphaneye dönüp başka kitapla yolculuğa devam ediyor. sonra bir anda kütüphane yıkılmaya başlıyor ve kütüphaneci kadın ona tek bir kitap kurtarabileceğini ama onun henüz yazılmadığını söylüyor. 

Kızımız kendi kaçtığı hayatın aslında elindeki tek gerçeklik olduğunu fark edince de yaşamak istediğine karar veriyor. Minnoş ve hızlı okunan bir kişisel gelişim romanı gibi. Ben sevdim. 8/10



Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...