Ana içeriğe atla

Evet dedim! HAKLIYIM

Bazı yargılara sıkı sıkı tutunmak için öyle güçlü sebeplerim var ki. Hayat o konularda beni hiçbir zaman yanıltmadı. Ya da ben yanılmamak için hayatımı sabote ettim. Hiçbir zaman sevilmeyeceğime dair güçlü inançlarım vardı. Karşıma çıkan her sevgi pıtırcığı insanı mahvetmek için binbir sebep buldum, hepsinin içindeki küçük şeytanları ayıklayıp karşıma dizdim ve kendime aynada ağlarken baktım. Evet dedim, haklıyım. Hiçbir zaman istediğim gibi olmayacak çünkü ben zaten hiçbir şeyi hak etmiyorum. Ama nasıl olur? Hiçbir şeyi hak etmeyen biri neden hayatta kalsın ki, o yüzden her şeyin en ucundan kıyısından olanına tutunmaya çalıştım ki kaybettiğimde çok da üzülmeyeyim. Yani ben hayatta hiçbir şeye bağımlı olmamakla övünürken hiçbir şeyle derin bir bağ kurmamayı öğretmişim kendime. Kendimle olan ilişkim de derin olmadığından kendime de bir gün gider gözüyle bakmaktan öteye gitmemişim. Günün birinde kendimi terk ettiğimde de haklı çıkabilirim bu sayede. Bugün bu kadar saçmalamamın sebebi hayatı tufaya getirmiş olmam. Evet, haklıyım, kazandım fakat istediğim gibi olmadı. İnsan kendine tuzak kurduğunda, kendine çelme taktığında kazanmış olmuyor, yenilmiş oluyor, düşmüş oluyor. Mutsuzluk yaratmak yeni bir kapıda kaygılı bir halde beklemekten daha kolay geldiğinden bu halimi acınası bulsam bile bir çıkış yolu göremiyorum. Evet, bir şeyler değişebilir ama benim hayatı algılama şeklim değişmiyor. Kaybetmiş hissediyorum. Hem de hiç savaşmadan. Ben gerçekten hiç savaşmadım. Hep elimden gelen en az eforla var oldum. Ve savaşmadığım için yaralanmadım da, bir hazinem de olmadı. Öylesine nefes alıp vermekten farksız olmayan, hiçbir tehlikesi bulunmayan, özgür olduğumu sandığım bir hapishanede yaşıyorum ben, zihnimin içinde. Kendim konşuyor işte şimdi. Gözlerim doldu. Ne yazdığımı göremiyorum. Aklım sürekli meşgul, ya hayal kuruyor ya kavga ediyor ya rüya görüyor. Ama bir değişiklik yok. Var olmaktan yaşamaya bir türlü geçemeyen bir insan olarak var olmayı sürdürmek de içimden gelmiyor. Mutsuzum. Ve mutsuz olmak çok tanıdık olduğundan sürprizler yok. Düşünmem gereken hiçbir şey yok. O yüzden sashte düşüncelere sarılıp başka bir dünyada yaşamayı seçiyorum. Konudan çok uzaklaştım. Yazmak istediğim şey kendimi hayal kırıklığına uğratmaktan neden bu kadar haz aldığımdı. Hayatımda yeni bir şey olurken bir şeylerin değişmesini istemeyen o eski ve korkutucu büyücü yanım olan ne varsa umutsuzluk sihrini ortaya atıp mahvediyor, günün sonunda her şey bozulduğundaysa zaten ben demiştim sen boktan geldin boka gidiyorsun diyip bir de bilge modunu açıyor. Beni yaralasa bile tanıdık olan düşünceyi yaşamak gün sonunda daha mı iyi hissettiriyor hakikaten? Yoksa bir şeylerin değişmesi gerçekten insanın istemesine mi bağlı? Korkuyorum. Evet. Sevilmekten. Aşık olmaktan. Çünkü bilmiyorum. O kadar savunmasız olursam ne kadar yara alırım hiçbir fikrim yok. Kimseye beni o kadar üzme fırsatı veremem çünkü en azından kendimi üzebilmemin bir sınırı var. Ama hiç tanımadığım o adamın hayatımın altını üstüne getirmesine tahammülüm yok. Önyargı. Korku. Varsayım. Ne dersen de. Başaramıyorum. Başkalarına bana bu kadar yakın olma fırsatını verip beni benden daha çok üzme fırsatı veremem. Evet. Yenildim. Yeniliyorum. Yenileceğim. Ama kendime. Çünkü aslında güçlü olmak falan değil derdim güçlü görünmek. Biliyorum korkağın teki olduğumu. Biliyorum ciğerimin beş para etmeyeceğini. Belki de bu yüzden insanlara beni sevme fırsatı vermiyorumdur. Benim ne kadar aşağılık birisi olduğumu yalnızca ben bilmek istiyorumdur. Kendini kandırma. Herhangi bir insandan daha aşağılık değilsin. Yalnızca ya çok iyi sanıyorsun kendini ya çok kötü. Ortalama biri olmayı kabullenmek zorunda kalmak da çok kötü. Belki de kendimi gerçekten sevsem biraz daha denerdim. Ama yok. Olmuyor. Ben başaramıyorum. Kendime yeni bir yol açamıyorum. Aksine her seferinde benim yol açma planım devreye girmişken çığlar düşüyor. Çünkü ben öyle olmasını istiyorum. Umarım bir gün öyle bir aşık olurum ki vazgeçemeyecek kadar. Kendimi ortaya koymaktan çekinmeyecek kadar. Kendime beddua etmiş sayılır mıyım? Ya da sadece normal biri olmayı mı dilemiş olurum?




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...