Ana içeriğe atla

tonlarca his yumağı ve aşk ve abartı

anlam için bu kadar çabalamak, hem anlamı hem de çabayı yok ediyor. anlamlı olmasa bile kayda değer şeyler oluyor içimde. benden habersiz ve bağımsız. kendimi sürüklediğim bir yolculuk var sık sık tökezlediğimi sandığım fakat aslında dinlenmem için verilmiş minik yolculuklarla dolu upuzun gibi gelen ama aslında bir arpa boyu bile olmayan bir yol. uzun cümleler kurarak zekamı kanıtlamak ve yazdıklarımla kendime hayran bırakmak gibi bir amacım olduğu için hiçbir zaman yaptıklarımla yetinmeyeceğim çünkü hayattaki en büyük düşmanım benim. şimdi bu saatte oturup yazılması gereken en son şey bunlardı belki ama ilham engellenemez. bir duvar bulur yine yazar. akması gereken akmazsa, akmaması gerekenler akmaya başlar; öfke olur akar, gözyaşı olur akar. şimdi içimde dolu dolu utanç ve kıskançlık var. evet öyle hazmı kolay duygular değil, birçok yerde duyduğum aşkın çocukları var. aşk neden açıklanamaz biliyor musunuz? çünkü aşk tek bir duygu değildir. aşk binlerce duygudan yapılmış, içeriğini tanımlamaya bir ömür yetmeyecek bir yemek gibidir. saydığınız tüm baharatlar, sebzeler, bakliyatlar doğrudur ama nihayetinde eksiktir. 

İşte ben aşık mıyım yoksa eksik miyim emin değilim. emin olduğum şey öfkem. kendime, ona,buna, şuna, kadere. her şeye öfkeliyim. haberi bile olmayan bir sürü insana. ama yüzleşebileceğim tek kişi var yanımda, o da akması gerekenin kelimeler yoluyla akmasına izin vermekle meşgul. kırgın ya da kızgın mıyım ? kesinlikle. hem kendime hem ona. sevgi ve şefkat dolu muyum ? aynen öyle. dedim ya, her şeyden var içimde. bu cümbüşü sık sık yakalamak mümkün olmuyor, o sebeple bu gece zıbarıp bu aksiyonu kaçırmak da istemiyorum. çünkü biz burada oturduk ve bir şeyleri hissedip defolup gitmelerine izin vermek için ayık olmak zorundayız. 

şuan olan şeyin %99.9'u abartı. birçok hissin içeriği de boş. sadece yapılan bir yanlışın büyüteç etkisi yapmasından kaynaklı olarak akmayan şeylerin birikip bir kazanda harlı ateşle pişmesini bekliyorum o kadar. okuduklarınızın hiçbir anlamı yok, hislerimin de. İşte sorunun esas kaynağına inebildim. abartının sebebi hisleri düşünmek. ben aşık olmakla alakalı düşündükçe içimdeki aşk sandığım bir şeyin dikkatimi üzerine çektikten sonra ortalığı daha da velveleye verip gerçeklikten son derece uzak ve çözülmesi neredeyse imkansız bir düğüm oluşturuyor. sorun bu. hisler düşünmek için değildir. utanç mesela, evet şuan utanıyorum neden, çünkü aslında öyle hissetmememem gereken bir yerde öyle hissettiğim için ve bunu aklımla düşünüp mantıksız bulduğum için utanıyorum, halbuki en başta o hissin defolup gitmesine izin verseydim ve ona istediği dikkati vermeseydim  şimdi mışıl mışıl uyuyor olabilirdim. tamam duyguları düşünmemek üzerine yeterinde düşündüğüme ve birçok okuyucuyu buraya kadar elediğime göre, esas mevzuya dönelim ki erken uyuyup erken kalkabilelim. 

ben (umarım herkes gibi) değerli olduğumu bilmek istiyorum. biliyorum da. ama bunu aileden olmayan (yani zorunlu olarak beni sevmeyen) bir yabancıdan, gerçekçi ve samimi bir şekilde dinlemekten çok hoşlanıyorum. bir eril enerjinin gelip hayatımın ortasına oluk oluk akmasını izlemek ve değer görmek harika bir şey. buraya kadar da bir sorun yok. sorun nerede başlıyor biliyor musunuz? bağlandığımda. yani o enerjinin akmasına izin vermeyip bir şekilde onun orada hep sabit kalmasını istediğimde toksik bir insana dönüşüyorum. bu da en başta o enerjinin çekilmesine ve ardından benim kendini kanıtlayan kehanetimin gerçekleşmesine sebep oluyor. elde var -2. 

şimdi korku hissetmemin sebebi bu enerjinin beni terk edeceğini düşünmek. bakın yine hata burada, düşünüyorum abicim hisset ve sal. 

sonra, bunun yanlış olduğunu bilen bir yanım var o da ah zaten yanlıştı defolup gitmesi iyi oldu kafasında takılıyor. ki bu arkadaşın da kafasında takılmaması gerekiyor. 

aradığım aşkı yine bulamamış olmanın getirdiği bir eziklik ve zaman kaybı acısı var. bu da tamamen düşüncesel bir hata. 

içimdeki kırgın bir geyik var, avlanmış, avlandığına mutlu ama canı yanıyor yani sonuçta. 

kızgınım çünkü hani çok özel ve önemliydim gerizekalı o zaman önemsesene ???

başka. 

yanılmış hissediyorum ki ben hissel olarak yanılmam sanıyodum aman yanılsam nolur hayat yani. 

gördüğüm kadarıyla çok da dertlenecek bir durum yok aslında. sadece üzerine ışık tuttuğumda daha detaylı inceleyebildiğim için ışık tutmayı kesip yoluma baksam her şey daha kolay olurdu. ama söylemesi kolay olan birçok şeyin uygulamasının ne kadar zor olduğunu biliyorum. şimdilik acı, utanç, kıskançlık, yenilmişlik, kaybetmişlik, yanılmışlık, yalnızlık gibi hislerimi kalbimin ta derinlerinden selamlayıp kucaklayarak kendimi biraz da bu yanlarımla buluşurken izlemekten başka çarem yok. bu da olmadı. ama genel olarak fazla abartıyorsun canım kendim. zaten olması gereken olacak. sakin ol. sevgiler. 




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...