Ana içeriğe atla

Hem Ben Kimim Ki ? Part 1 (sanırım)

Toksik olmadan mutlu olamadığımı fark ettim. Evet ya birileri mutlu olduğumu görsün ve bunu hiç beklemedikleri halde nasıl başardığımı düşünüp delirsin falan istiyorum sanırım. Çünkü ben mutlu olmayı hak etmediğimi düşündüğüm için insanlar da öyle hissediyor olmalılar ki ben onlara haksız olduklarını göstermek istiyorum. Bir ilişkiden beklentim de bu yönde zaten. Benim sevmediğim yönlerimi kabul etmesini bekliyorum. Çünkü bey yapamıyorum. Toksik mutluluktan kastımda halihazırdaki durumları reddedip olsun be hayattayım ve her şeyin en iyisini hak ediyorum mükemmelim ve her şey de mükemmel gibi düşünceleri barındıran, ömrü çok uzun olmayan bi uyuşturucu kadar kısa sürdüğünü ancak tahmin ettiğim bir mutluluk. Ki bu mutluluk değil işte, kendini kandırma süreci. Gerçeklikle olan savaşım tam olarak ne zaman başladı bilmiyorum ama bu beni m varoluşumun bir parçası olmuş durumda, yani bunsuz nasıl var olacağımı bilmiyorum. İstemsizce kendimi kendi hayatımdan kaçarken buluyorum ve bu bir yerde istediğim de bir şey çünkü kendi hayatımı kendime layık bulmuyorum. Ben bunlardan çok daha fazlasını hak eden ama hak ettiklerini almak için hiçbir şey yapmayan mükemmel bir tembelim. Evet işte tanıştık. Ben dediğim şey maalesef ki boktan bir şey ve ben bunu yaşamaktansa yaşamamayı, yani kısacası zamanı tüketip tükettiğim zaman için hayıflanmayı tercih ediyorum. En az haftada bir gece 15-20 dakika ağlayıp hayatın ne kadar yanlış gittiğini fark ediyorum, birkaç sayfa günlük yazıyorum, ardından depresyondan çıkış paketimi hazırlıyorum ve ertesi gün 7 de uyanıp yeni hayatıma başlamam gerekliyken alarmları kapatıp 11 de günüme sosyal medyayı derinlemesine inceleyerek başlıyorum. Ve herkes benden daha güzel, yetenekli, zengin, harika, başarılı, aşk dolu olduğundan ben de onlardan biriymiş gibi birkaç şey paylaşıp yaşadığımı ve var olduğumu dünyaya haykırıyorum ve içten içe bok gibi hissettiğim hayatımın böyle geldiği ve böyle de gideceğini kabulleniyorum. İşte. Biraz daha yakından tanıdınız beni. Hakkımı yiyemem her seferinde bu oyuna düşmüyorum. Yani son ağlama krizimden sonra bir depresyondan çıkma planı yapmadım çünkü artık bunlara uymayacağımı bildiğim için kendimi en azından iyiye gidebileceğim konusunda umutlandırmak istemedim. Ne olduğumu kabullenme yolunda attığım sizler için minik benim için daha da minik olan bu adım için kendimi tebrik ediyorum. Hayatın boktanlığı ve harikalığı arasında kalmışlar için bir tarafın diğerinden hiçbir farkının olmadığını bu güzel yazımda hatırlatmak isterim. Neyse, anlatmaya devam edeyim ki, kendim gözlerinizin önünde iyice canlansın. Yoruldum. Yaşlanıyorum ve sanırım yaşamadan yaşlanmış olmanın verdiği iğrenç vicdan azabıyla sık sık dışarı çıkıyorum ki aktiviteler içinde bulunarak zamanın geçişinde birkaç aksiyonum bulunsun. Buradaki referansım da hayatı daha zengin materyallerle yaşayan insanlar olduğu için en azından halen kendi paramı kazanamayan bir mal olarak bu sebeple de yaşamaktan kaçındığımı ve her yere yürüyerek gitmeye çalıştığımı söylemek yanlış olmaz. Başkaaaaa… ben ne olmak istediğimi bilmiyorum. Gerçekten. Harika bir dansçı mı yoksa bir yazar mı, yoksa diplomamın gerektirdiği iş mi, yoksa herhangi bir işte sırf azimli biri olduğum için çok iyi olabileceğim için kaderin bana getirdiği iş mi inanın bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik de kendime bilenmeme sebep oluyor tabi. Bu kim diye sık sık kendime sormak zorunda kalıyorum. Birçok konuda çok iyi olabileceği için hiçbir konuda çok iyi olamamış birisi mi? İşte benimle ilgili harika bir ikinci tanım. Bakın burada kendimi övmüyorum, zaten buraya kadar okuduysanız anlamışsınızdır ama inanılmaz bir şekilde bir şeyleri çabuk kavrayabilen, hızlı, çevik, zeki bi insanım. Ama ne yapacağımla alakalı ciddi yönergelere ve sanırım da izlenmeye ihtiyacım var. Yoksa her şeyi son ana kadar erteleyip belki ölürüm de yapmama gerek kalmaz şeklinde bir yaklaşım gütme ihtimalim var. Neyse yemeğe çağırılıyorum. Size ve kendime kendimi anlatmaya devam edeceğim günler yakın. Hem zaten ben kimim ki?




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...