Ana içeriğe atla

bazı çünküler ya da bazı bahaneler

hayatta ilerlemenin araçları vardır. farklı hızlarla, farklı eforlarla, farklı ihtiyaçlarla, farklı niteliklerle donatılmış bir sürü araç. bazısı doğuştan diğerlerinin önüne geçmenizi sağlar. bazısı ise saklandığı yerde bulunmayı bekler. bazısı bizzat siz tarafından yapılmalıdır, bazısı ise ödünç alınmalı hatta çalınmalıdır. bazen bu araç zaten sahip olduğunuz bir şeydir. bazense hiçbir zaman sahip olamayacağınız bir şey. ama ona doğru gitmek de ilerlemektir zaten. 

insan yerinde sayabilir mi? her şey değişmeye, dönüşmeye, bozulmaya, yeniden yapılmaya mecburken... neredeyse imkansız. e peki neden böyle hissediyorum uzun zamandır? neden hayatta ilerleme ile alakalı bir sorunum var sanıyorum?

çünkü araçların adil olması gerektiğini sanıyorum. 

çünkü araçların aynı performansı her gün gösterip hiç arızalanmamasını istiyorum.

çünkü gideceğim yolda hiçbir engel olmaması gerektiğini düşünüyorum. 

çünkü belki de yürüyecek bir yolum olmadığını düşünüyorum ve bekliyorum. 

çünkü kendimi aracıma layık görmüyorum. 

çünkü kendimi bu yolda yürüyebilecek kadar güçlü bulmuyorum.

çünkü diğerlerinin benden daha iyi,şanslı, güçlü, yetenekli, özgüvenli, niyetli, hırslı, çalışkan, cesur olduğunu düşünüyorum.

çünkü aslında ben ilerlemesem bile gideceğim yere bir şekilde varacağıma inanıyorum.

çünkü kendi değerimin farkındayım sanıyorken attığım adımların değerini göremiyorum. 

milyarlarca çünkülerle dolu bir hayat öyküsü yazabilirim buraya. ya da milyonlarca bahane ile dolu. harekete geçmemek üzere kendimi ikna etme konusunda ne kadar gelişmişim herkes şaşırır. 

eh, insan ya harekete geçmeli ya da harekete geçmemek için bahane üretmeli. benim yolum dediğim şey en az sizinkiler kadar muğlak. evet ben buradan bakınca siz sanki yollarınızdan çok eminmişsiniz ve her birinizin yolu benimkinden daha kolay gibi dursa bile artık farkındayım, birbirimizden farklı değiliz. 

hepimiz kendi zorumuzu zorlaştırıyoruz. evet zor. ama zorun zor olma sebeplerinden biri belki de en büyüğü aynada gördüğüm kişiyken, zoru kolay yapmak istediğimden bile emin olamıyorum. 

hayat ne iyiyi ne kötüyü abartarak yaşanamaz. çünkü biter. iyi de kötü de. hatta bizzat hayatın kendisi de biter. 

henüz bitmemiş bir şey varsa onun bitmemesi için elinizden geleni yapın lütfen. bakalım fani olan siz ne zamana kadar diri tutabileceksiniz fani olan başka bir şeyi. 

bunları neden yazdığımı bile bilemiyorum. bazen oluyor işte. anlamlı olmalarından da geçtim neden yazdığımdan da geçtim artık. 

hayatı anlamlandırmaya çalışmanın hayatı zorlaştırdığından emin oldum çünkü. hayatın sadece olduğunu ve bunun benim için iyi ya da kötü olup olmamasıyla ilgilenmediğini biliyorum. ben hayattaki herhangi bir bakteri olsaydım hayatın bana farklı davranıp benim koşullarımı iyileştirmesini bekleyemezdim, kendim adapte olmak zorunda olduğumu bilip bir şeyler yapardım işte ne bileyim antibiyotik direnci geliştirir daha düşük sıcaklıkta üremeyi sağlayacak bir şeyler düşünürdüm. 

ama insanken, diğerlerinden özelken, en azından öyle zannediyorken, kalkıp da elimdekilerle varabileceğim en iyi yere gidip sonra mümkünse elimdeki aracı değiştirmek aklıma gelmiyor galiba. ondan yerimde sayıyorum. hayatın beni iyileştirmesini bekliyorum. bak hala bekliyorum ?




Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...