Ana içeriğe atla

ilham perisizlik

Hayatımda bana ilham olabilecek şeyleri göremiyorum. Bu bir farkındalık itirafı. Bir kez daha okuyunca ya da kafanda yankılanan cümleyi tekrar dinleyince fark ediyorsun. Hayatımda bana ilham olabilecek şeylerin önce varlığından sonra da bilinçli veya bilinçsiz olarak onları fark edemediğimden bahsetmişim . Bir giriş cümlesi olmak için belki de kurban kokulu, ezik bir cümle olmuş. Fakat yargılamak benim işim. En çok da kendimi. Kendimi yargılamak için çoğunlukla başkalarının gözlerinden bile göre kusurlarımı görebilen ben, hayatımdaki ilham perilerini göremediğimi itiraf ederek başlamışım yazıya. Ben kim olduğumu sanıyorum ve aslında kim değilim bunu görüyorum düştükçe. Ayaklarıma çok güvenip gittiğim yerlerden memnun olmamamdan kaynaklı bir hayal kırıklığı gibi. Ayakların sorumluluğunda olmasa da gidilen yerler suçlu arandığında iz bırakan onlar olduğu için de olabilir. Kendimden sıkıldım yazarken. Kafa açtım gibi. Cümleler karmaşık olsun veya daha ince detaylar barındırsın diye böyle yazmıyorum, aksine yazarken beynimdeki karmaşık zincirler açılmadığından yazıya da zincirleme kafa travması olarak dökülüyor sözcükler. İşte böyle. Ben yeniden hayata döndüm. Yazmak yani. Bu bi yaratımsa ben yaratıcıyım ama iyi bir yaratıcı olup olmadığım tartışılır hem hangi yaratıcı çok iyi ki düşününce. Ne anlatıyordum ? İlham perilerim görünmezlik iksiri içmiş üstüne bir de pelerin almış falan değil, yemin ederim her yanım ilham dolu. Görmek istemeyen birine gösteremediğimiz için organların yetersiz hissetmesine gerek olmayan bir hayattayız. Suçlular suçunu biliyor. Periler de gayet meydanda. İçimden bugün bunlar döküldü. İstemsizce keder kırıntısı mı var cümlelerin üstünde? İstemsiz. Hep suçu üstümden atmak için. Hep ben yapmadım ki demek için. Yazık oldu. 






Yorumlar

THAT'S HOT 🔥

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Tarihimizin Yıldızları Bir Arada! (Etimesgut Türk Tarih Müzesi ve Parkı)

Attığımız adımların çoğunlukla AVM’ye çıktığı, taşı toprağı altın Ankara’mızda devasa bir alana (60000 m 2 ), inanmazsınız ama, tarihi bir park ve müze yapılmış. Hem de yüzölçümü bakımından Türkiye’nin en büyük sanat müzesiymiş. Duyduklarımıza değil, gördüklerimize inanmak için mekânı ziyarette bulunduk. Etimesgut Bağlıca’da kocaman alana tarihimizin önemli isimlerinin heykellerinden bir park oluşturulmuş. Tamamen belediye tarafından ve ücretsiz giriş yapılabilen alan, ta girişinden bile heybetiyle dikkat çekiyor.    Girişteki güvenlikten açık alanda başımıza güneş geçmesin diye şapkamızı ve parkın haritasını içeren kitapçığımızı alıyoruz ve Alp Er Tunga’yı selamlayarak başlıyoruz. Tomris Hatun’u da selamlayıp ilerdeki heykel ve yazıtların replikalarını inceliyoruz. Osmanlı Padişahlarını görüyoruz, İstanbul'un Fethi ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarından Cumhuriyetimize uzanıyoruz. Ayrıca Mevlana, Piri Reis, Ali Kuşçu’yu da görüp ne kadar harika insanlara ev sahipliği yapmış b...

Anne ben yogi olcam ! (Bir Çetin Çetintaş öğrencisinin anıları.)

Can sıkıntısıyla bilgisayarın başına oturup ne yazsam diye düşünürken arkadaki “Hari Om Tat Sat.” eşliğinde uzun zamandır en çok maruz kaldığım insanı yazmaya karar verdim. Çetin Çetintaş. Şahsi deneyimlerimden ve bolca canım hocamdan bahsedeceğim bir yazıdan daha ötesi olmayacak, yazdıklarımı abartı bulabilirsiniz ama her şey gerçek, ancak bir gün deneyimlerseniz anlarsınız çünkü Çetin hoca abartıldığı kadar harika biri değil, bundan çok daha harika biri. Sizi de kendi yolunuzu bulmaya çalışırken kendisinden destek almaya davet etmekte bir sakınca görmüyorum, çünkü biliyorum ki kalbinde hepimize yer var. Benim onun yoga videosuyla tanışmam bundan çok uzun zaman önce oldu. Yani 2-3 sene önce, hayat gayet normalken, yoganın sadece havalı duruşlardan ibaret olduğunu sandığım zamanlardan birinde. Yarım saatten uzun olan bir videosuydu ve 10 dakika geçmemişti ki “üff, bu neymiş ya hiç sevmedim.” diyip kapatmıştım. Covid-19 kadar hobi patlamasına da sebep olan 2020 senesi herkesin h...