Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Toksik Pozitiflik Nedir? Nasıl Uygulanır? (Evde Denemeyiniz.)

Pozitifliğin de toksikliği olur mu demeyin, hem de mis gibi olur. İnsan zihni kutuplardan hoşlandığından (bizzat Osho böyle söylüyor), pozitif bir şeyin de zararlı bir yanını icat ediveriyor. Peki nedir bu toksik pozitiflik, nasıl uygulanır? Son zamanlarda kişisel gelişim yolunda atılan büyük adımların sonucunda, devamlı kendimizi iyi hissetmek zorunda olduğumuz için sürekli bir şükür halinde bulunma, her anı dolu dolu yaşama, "only pozitif vibes" yayma zorunluluğu hissedip; bunları yapamayınca da kendini zehirleme durumudur. Yaşanan olayların üstünü pozitif düşünmeye çalışarak kapatmak, acıdan kaçmaktır. Yani kendinize durup dururken, “Al işte az önce iyi hissetmeyi unuttun, aptal!” demenizdir. O kadar çok pozitif hissetmek zorunda hissediyoruz ki bir yerden sonra kötü hissetmek ya da hiçbir şey hissetmemek bize yanlış gelmeye başlıyor. Üstüne bir de iyi hissetmediğimiz anlar için kaygı duymaya başlıyoruz. Doğru beslenmediğimiz ya da uyku saatimizi kaçırdığımızda kendimize i...

1K3A- Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)

Kim size ne derse desin, sinirlerinize hakim olun. Değişiklik olsun diye, aklınızla mücadele verin. (syf 103) Yeteri sayıda, belki bir stadyum dolusu insan tek bir şeye, sözgelimi ormandaki bir ağacı tutuşturmaya odaklanırsa, o ağaç kendiliğinden tutuşurmuş. (syf 267) Ama sabah olunca her şey hep daha iyi olur. (syf 271) Şimdiye kadar olan hayatımda okuduğum en hümanist kitaptı. Ayrımcılıkların bir kız çocuğun gözünden anlatılması daha da değerliydi. Sadece ırk değil cinsiyet ayrımının da büyürken ne kadar travmatik olduğunu bu kadar tatlı anlattığı için yazara sadece Pulitzer değil bir sürü ödül verilmiştir umarım. Çok da iyi niyetli olmayan bir ortamda, mutlu değil de iyi kalabilmek, eşitliği bir şekilde de olsa savunmak; ha bir de sabah olunca her şeyin daha iyi olacağını hatırlatması çok değerli. Okuyalım lütfen. 

Daha azına razı olmak ya da olmamak.

Hayatta kendi değerinizi keşfetme yolunda yürüyüp bu yolda biraz da olsa mesai harcadıktan sonra, değer verdiğiniz ya da vermediğiniz, tanıdığınız ya da tanımadığınız insanların size olan tavırları sizin kendinize verdiğiniz değeri etkilemiyor. Şüphe bile ettirmiyor. Hatta, “Acaba buradan tam olarak çıkarmam gereken ders neydi?” diyorsunuz. Kendini tanımak için bu kadar kitaplar okumak, sorgulamalar yapıp acıklı süreçler geçirmek, travmaların sebebini aramak, bulmak derken bir bakıyorsunuz ki kendinizle gurur duymaya başlamışsınız. Görmezden geldiğiniz bir sürü başarının, yaptığınız onlarca şeyin aslında sizi siz yapma yolunda ne güzel adımlar olduğunu, kaçtığını sandığınız fırsatların aslında hayatınıza bakışınızı nasıl etkilediğini fark ediyorsunuz. Bugün bir iş görüşmesine gittim. Çalışmak, boş durup kendime sarmamak için bulduğum bir aktiviteydi çünkü bu süreçte. Yani işe girmek için değil de konfor alanımı zorlamak, başka bir şey denemek istemiştim. O yüzden de stresli olduğum...

1K3A-Hayat Sana Ne Anlatıyor? (Çetin Çetintaş)

Çetin Çetintaş- Hayat Sana Ne Anlatıyor?  Unutma ki beklentin ancak ihtiyacın kadar karşılanabilir. (syf 19) Faydasını gerçekleştiren her şey biter... Bütün ilişkiler bitmek zorunda. (syf 98) İçine atma, için çöplük değil. Anlatmak; olanı görmek, duyguyu boşaltmaktır. Sorunlarını seni dinleyenler çözmez zaten, o dert senin için bir anlam kazanmıştır ve sonunda yine sen çözersin. (syf 167) Duyguların ortaya çıkışlarındaki esas sebebin hala hayatta olmamız ve taşıdığımız elementlerin dengesizliğinden olduğunu öğrendiğimde bunu hazmetmek için zamana ihtiyaç duymuştum.  Halbuki içimizdeki ateşin, toprağın, havanın ve suyun eksikliği veya fazlalığı bizi bunları dengeye çağırmayı iten duygulara yöneltiyor. İstemsizce bunları dengelemek için bir sürü şey yapıyoruz tabi ki, ama fark edince, nedeni görünce insanın hayata ve kendine bakışı değişiyor. Ha bir de akaşa var.  Hayatı anlamlandırma yolunda değişik bir bakış açısı için tavsiye edebileceğim bir kitap.

You 3.sezon İnceleme 💬

🗡Çocukluğundan beri yaptığı şeyi yapan ve muhtemelen birkaç sezon daha yapmaya devam edecek olan Joe Goldberg’ün cinayet ve sözde aşk dolu hikayesinin 3.sezonu çıktı, izlediniz mi? Bu sezon benim için çok daha anlamlıydı.  Birinci sebep; ilk iki sezonu izlediğimde kişisel gelişime bu kadar meraklı değildim ve insan psikolojisi hakkında bu kadar çok şey okumamıştım.  İkincisi; bu sezonda sıklıkla bahsedilen kitabı tam da diziyi izliyorken okuyordum (Bülbülü öldürmek- kitaptan alıntılar yapılıyor.)  Üçüncüsü ise; “Şavasana’yı asla bozma.” diyor Joe, yogadaki ölü adam pozunu uyarladığı, zaten artık ölü olan bir adama. Fakat sezonun benim için en iyi, en anlamlı yeri Love’ın açılışta söyleşisine katıldığı "Neşenin sırrı" adlı kitabın yazarı, aşırı mutlu, hayatın sırrını çözmüş ablamızla olan sohbeti oldu. İki üç kere o sahneyi izledim. Hatta kaydettim. Çünkü kendi içimdeki iki tarafı simgeliyorlardı resmen. Bir yanda hayatımın güzelliklerine odaklanmamı isteyen iyimser y...

Ankara’nın Göbeğindeki Kore’ye Gidiyoruz! (Korelee inceleme)

  Gönül isterdi ki farklı kültür ve lezzetleri yerinde görelim, tadalım. Ama coğrafyamız bize bir kader sunuyor ve şimdilik yabancı mutfakların bize yakın mekanlardaki muadillerini tercih etmek mecburiyetindeyiz. Yine de bu durum bizi dünya lezzet yolculuğumuzdan alıkoyamıyor.  Hayattaki deneyimleri çeşitlendirmenin ve farklı kültürleri görüp “Türk mutfağı dünyanın en iyisidir :D ” diyebilmenin bir yolu da bu işte. Şehrinizdeki yabancı ülkelerin restoranlarını keşfetmek. Farklı ülke mutfaklarının yemeklerini deneme sürecimiz zaten uzun zamandır devam ediyordu. Bu sefer de kişiselleştirilmiş reklam sektörü sağ olsun, Ankara’daki Kore restoranının reklamını görmek nasip oldu. Tabi biz durur muyuz? Hayır. Müsait olduğumuz ilk gün hemen Kızılay’da buluşup Tunalı’ya doğru yürüye yürüye mekanımızı bulduk. Biraz uzun sürdü çünkü biz lokasyon bulma kabiliyeti olan arkadaşlar değiliz ve bir de yürümeyi seviyoruz. Siz tam lokasyona arabayla da çok kolay ulaşabilirsiniz. Restoran old...

Geçmişten Esrarengiz Not

📅15 Ekim 2021 Ne zaman yaptım hatırlamıyorum fakat telefonumda bugün için ‘Bakalım nolacak?’ isimli bir olay takvime kaydedilmiş. Bugünlerde de sık sık aklıma gelen, geleceğe mektup yazma işlemini baya esrarengiz bir halde ve fazlasıyla kısa bir açıklamayla yapmışım. Hafızama fazla güvenmiş de olabilirim. Ne zaman yaptığımı hatırlamadığımdan ne umarak yazdım ve neden bugünü seçtim, bilmiyorum. Ama geçmişime, yani günlüklerime şöyle bir baktığımda ekim aylarının benim için çok da olaylı olmadığını bir şeyler yazmamamdan yola çıkarak söyleyebiliyorum. Belki de takvimi rastgele açıp bir güne basmış ve “acaba 2021’in ekiminde ne yapıyorumdur?” diye geleceğe bir not bırakmışımdır. Hatırlamamak garip bir olay. Neyi neden yaptığımı hatırlamamak canımı çok sıkıyor şu an. Gerçi, “Hayatının yüzde kaçını bilinçsizce ve ne yaptığını zerre hatırlamayacak kadar umarsızca yaşadın, bu mu derdin?” derseniz, eh haklısınız. Yine de kendime bir cevap borçluyum. Evet, hala eskisi gibiyim. Ama yepyen...