Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık Sonu Ocak Başı

Sakince nefes verelim. Bir yıl daha bitmek üzere. Birçok yaprak döküldü fakat hayatın içindeki döngüye hizmet etmek dışında bir amacı yoktu yine.  Sandığımdan çok şeyin değişmiş olmasını umuyorum. Belki daha gelmemiş günlerin de öğretecekleri vardır fakat baştan bir şeyler bitmiş gibi düşünmeyi severim. Hayatı hafife almak hoşuma gider. Sanki bir şeyler için hayatı suçlayabildiğimde birçok şeyin içinde var olmayı durdurabilecekmişim gibi gelir. Evet bugün burada aynı ben oturuyor zannederken bile hem hayatı hem de yaşananları hafife aldığımı biliyorum. Her yıl umut etmeyi bırakacağımı yazıyorum günlüğüme. Her yılın sonunda da umudu kırılmış bir halde yeni yıldan hiçbir şey beklemeyeceğimi yazıyorum. Üzgünüm ve gerçekçiyim. Her yıl olan bu acı verici realizm her yanımı kapladı tabi. Başardığımı sandığım hiçbir şeyin aslında benim çabamla olmadığını sanma zavallılığımın beni düşürdüğü mazlum pozisyonundan çıkmak da içimden gelmiyor. Bütüne baktığımda sanki olanlar kaderin ürünüymüş d...

Kafayı Kumdan Çıkarmak. (Günebakan Dergisi İlk Şafak- İLK YAYINLANMIŞ ŞİİRİM ❤)

O zamanlar hayatın sıradanlığına o kadar kapılmıştım ki artık hayatta hiçbir şeyin beni şaşırtmayacağı düzeyde aynı günlerden oluşan haftalar, aylar zincirinde nefes alıp vermeyi sürdürüyordum. Bir şeylerin değişmesi için çok fazla çaba sarf ettiğimden tüm enerjim değişim istemeye gidiyordu, değiştirmeye mecalim olmuyordu. Bu sebepten sık sık kendimi bir şeyleri başarmış, değiştirmiş, düzene sokmuş insanlarla kıyaslarken buluyor ve zaten yaşamaya yetecek kadar kalmış enerjimi de kendimden nefret etmeye harcıyordum. Uzun zaman ne kadar şanslı olduğumu ve bu şansın içinde ne kadar şanssız olduğumu düşünerek vakit geçirdim. Derdim ömrümü hızlı tüketip bu dünyadan defolup gitmekti, geriye bir şeyler bırakma isteğim vardı ama ne elimden bir şey geliyordu ne de elimden gelen şeylerin değerli olabileceğine dair bir inancım vardı. O zamana kadar yazdığım her şeyin bir çöplük, bir israftan ötesi olabileceğine inansam bile onları birilerine okutabilecek cesaretim yoktu çünkü ben kimdim ki şiir...

Evet dedim! HAKLIYIM

Bazı yargılara sıkı sıkı tutunmak için öyle güçlü sebeplerim var ki. Hayat o konularda beni hiçbir zaman yanıltmadı. Ya da ben yanılmamak için hayatımı sabote ettim. Hiçbir zaman sevilmeyeceğime dair güçlü inançlarım vardı. Karşıma çıkan her sevgi pıtırcığı insanı mahvetmek için binbir sebep buldum, hepsinin içindeki küçük şeytanları ayıklayıp karşıma dizdim ve kendime aynada ağlarken baktım. Evet dedim, haklıyım. Hiçbir zaman istediğim gibi olmayacak çünkü ben zaten hiçbir şeyi hak etmiyorum. Ama nasıl olur? Hiçbir şeyi hak etmeyen biri neden hayatta kalsın ki, o yüzden her şeyin en ucundan kıyısından olanına tutunmaya çalıştım ki kaybettiğimde çok da üzülmeyeyim. Yani ben hayatta hiçbir şeye bağımlı olmamakla övünürken hiçbir şeyle derin bir bağ kurmamayı öğretmişim kendime. Kendimle olan ilişkim de derin olmadığından kendime de bir gün gider gözüyle bakmaktan öteye gitmemişim. Günün birinde kendimi terk ettiğimde de haklı çıkabilirim bu sayede. Bugün bu kadar saçmalamamın sebebi hay...

LUNAPARK'A HOŞGELDİN 🎪🎡🎠🎢

 🎪🎡🎠🎢 Hayatı bir lunapark, insanları da sihirli aynalar olarak resmettim bugün zihnimde. Her insan karşıma kendimdeki bir şeyi gözüme sokmak için değişik şekillerde çıkıyor. Asıl olay kimde neyi gördüğümü fark ettikten sonra içimdeki o parçanın eşleştiği yapboz parçasını bulmakta. Bir insandan ilgi manyağı olduğu için nefret etmek çok amatör bir insan tavrı, ondaki bu gıcık olunan şeyin kendindeki karşılığını görmeye çalışmaksa hayatta ustalaşmaya çalışan birisinin yapmaya gönüllü olacağı şey. Hiç kimsenin birbirinin savaşında bir ayna olmaktan öte görevi yok. Yalnızca kendimizle savaşabiliyoruz ve kendimizi öldürebiliyoruz. Birine baktığımda gördüğüm nezaket kendimden kaynaklandığı gibi gördüğüm eziklik ve korkaklık da içimdeki bir şeyin yansıması. Yine de insanlar aptal olduğu için kıyak geçilmiş ve öylece kendimizi izleyebileceğimiz aynalar yerine sihirli aynalar var edilmiş. Yüzleşmek istemediğimiz onlarca şey karşımıza ya çok büyük, ya çok küçük, ya çok uzun, ya çok kı...

Beklenti Cehennemi 👹

 👹 Ötekinin cehennem olduğu konusunda hiçbir şüphem yok ama insanın ötekine ihtiyaç duymadan yarattığı bir cehennemi de var. O da beklenti cehennemi. Burada illa bir ötekine ihtiyaç yok, o gün havanın güzel olmasını beklemiş olmak bile yeterli olabiliyor ya da insan sıklıkla kendinden birçok şey bekleyebiliyor. Bunların sonucunda beklediği şey belki de inadına gerçekleşmiyor ve içinde kırgınlık tabanında doğmuş bir öfke oluşmaya başlıyor. Gerginlik, kızgınlık, agresiflik… İnsan insana muhtaç olduğundan, zamanla ilişkiler beklenti kümeleri haline geliyor. Belki sokaktaki insandan bize günaydın demesini bekleyecek hale geliyoruz, belki iş yerindekilerin şakalarımıza gülmesini bekliyoruz, belki garajdaki kediye mama verdiğimiz için kendini bize sevdirmesini bekliyoruz. Büyük beklentilerden hayallerden bahsetmiyorum bile. Bazen beklentiye girdiğimizi fark edemiyoruz çünkü birisiyle kurduğumuz ilişki zaten beklenti üzerine oluyor derininde. Başa kendimizi ortaya beklentimizi tam ...

Hoşgeldin Haziran Bebek ☺

 ☺ Aklımdakileri yazana kadar aklımdan bir sürü cümle daha geçiyor. O sebepten bazı konularda uzun uzun düşünemiyorum. Hemen zihnim yeni bir sorun, kusur, dert, kaygılanacak olgu yaratıp dikkatimi çekmeyi başarıyor. Ben de ona ihtiyacı olan malzemeyi yani dikkatimi hemen veriyorum, zayıfım, ona karşı bir direnişte bulunasım yok bulunsam bile başaramam gibi. Çünkü aslında o benden daha çok hayat yaşadı, ben yalnızca onun senaryolarına göre rol kesen ucuz bir oyuncu oldum hep, ama sağ olsun beni hep iyi rollere koydu, başrolde hep ben vardım, acı çekilecekse de çok iyiydim de ondan acı çekiyordum, süpersem de zaten süperdim. Hep aşırı güzel, aşırı yetenekli, her haliyle hayran olunası biriydim ona göre, e bunca zaman da onun senaryolarına alışmışken kendime çizdiğim bu yol haliyle bana sıkıcı geldiğinden, hayatı yaşamaktan kaçar oldum. Ancak böyle oturup yazarsam hayatta olduğumu fark edebiliyorum galiba. Şu an fazlasıyla dürüstüm mesela, normalde böyle olmaz, hemen aklım beni alır v...

İç Güveysinden Hallice

Elinde bir bezle içeri girdi. Masanın üzerindeki ıvır zıvırı toplayıp masayı sildi ve yemin ederim ben temizim diye haykıran bembeyaz örtüyü masaya serdi. Bir anda gözü bana takıldı, sanki yanlış yerde duran bir eşyaymışım gibi bana baktı. Varlığımı inkâr edemeyeceğini anlayınca da bir sohbet açmak istedi galiba. Masadan aldığı saçma şeyleri çekmeceye yerleştirirken “Naber?” diye sordu.  “İç güveysinden hallice.” deyince aniden yüzüme baktı. “O ne demek lan?” Oturduğum koltuğa iyice yerleştim ve bir yastığı kucakladım. “Yani içinde bulunduğum durumdan şikâyet edemeyecek kadar çamura saplanmış ama şikâyet edebilecek kadar da sıkılmış ve umarsız gibiyim.” Elimdeki yastığı bir hışımla alıp vura vura düzeltti ve kenara koydu. “Felsefe kasıyorum diyosun boş boş.” Koltuklara serdiği örtüleri toplamaya başladı. Özenle seçtiği koltukların rengi yılda 2-3 defa gün yüzü görebiliyorlardı, onlar için sevinçliydim en azından. “Hıhı. Boş. Evet bu kelime de ruh halime fazlasıyla u...