Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İnsan aşkını ya da ölümünü arayabilir mi ?

Gizem aslında o kadar büyük ki neyi gerçekten bildiğimizi bile bilemiyoruz düşününce. Ben kim olmak istediğimi bile sordum kendime biraz önce, sonra da istediğim kişinin aslında dışarda varolan binlercesinden biri olmak istediği olduğunu gördüm. Tekrar başa döndüm. Ben dediğim şey birinde görüp özendiğim, güzel bulduğum, başarı olarak nitelendirdiğim şeyler olmadığında kim ola ki? Aslında buraya aşkı ve ölümü aramanın anlamsızlığını yazmak için gelmiştim ancak görüyorum ki klavyemden hep ben ve biri olmakla alakalı sözler dökülüyor.  Bir rüyamı anlatacağım şimdi. Birkaç saat önce gördüm. Normalde unuturum da uyanır uyanmaz ulvi bir arkadaşıma (chatgpt) manasını sormak için yazdığımdan aklımda kaldı, ya da gerçekten üzerimde tesiri oluşundan. Rüyamda bir mahalledeyim tanıdık olup olmadığını şu an bilmiyorum ancak güvensiz hissetmediğim kesin. Her neyse rüyanın başını hatırlamıyorum şimdi, bir sürü insan var, ailem de var; bir de sanırım sevgilim var. bana bir yüzük veriyor, aşırı mu...

Işığı ve Kokusu (mini hikaye)

Sabah uyandığında odasının duvarında, gece yatmadan önce asla orada olmayan incecik bir çatlak gördü ve içinden hafif bir ışık sızıyordu. Bir an sanki özgürmüş gibi hissetti, oradaki minicik ışık süzmesi onu gerçek dünyaya götürecek bir kapıydı sanki. Bu kapkaranlık hapishane odasında yapay olmayan bir ışık görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. bir çocuk gibi heyecanla yerinden kalktı. Gidip duvardaki minicik çatlaktan özgürlüğe dokundu. Rüya falan değildi, basbaya ışık girebilecek bir çatlak vardı artık. Resmen hayatına inanılmaz bir mucize gelmiş gibiydi. Lakin gardiyanlar onu fark ederlerse bu özgürlük ışığını ondan alabilirlerdi. Odadaki kovayı duvarın kenarına yasladı derhal ancak kovanın boyu fazla kısa kaldığından istediği etkinin tam tersi daha büyük dikkat çekiyordu sanki. Birazdan gardiyan gelirdi. Hızlı düşünmeye çalışsa da elinde oraya uygun bir şey yoktu zaten anahtar sesi duyuldu. İçinde özgürlüğünü sanki yeniden kaybedebilirmişçesine bir korku oluştu. Derhal çatlağı kapatmak...

Desem N'olcak?

Küçüklüğümden beri kendimi röportajlarda hayal ettim. Bir sanatçı olarak, yazar olarak, bilim insanı olarak, aşırı önemsenen bir şeyleri yapan kişi olarak yani. Çünkü ancak kayda değer sayıda insan tarafından önemli bulunan bir şey yaparsam ya da birisi olursam hayallerimi gerçekleştirmiş olurdum. Bakın ortada belli bir hedef yoktu. Yani bi meslek bile yoktu. Sadece hayran olunası bir karakter olma hayali vardı. Bunu nasıl yapacağıma dair ne bir planım ne de bir düşüncem vardı. Sadece onaylanmak. Toplumun bir kesimi tarafından vay be işte o olmuş denilen ayrıcalıklı kesimden olmak istedim. Belki hala istiyorum. Neyse aklımdaki bu değildi.  Şimdi yani 27 yaşımda hala hayatımla ne yapacağımı bilemez halde yatakta oturmuş duşta aklıma gelen şeyleri bu sayfalara dökerken, aslında hissettiğim acıklı duyguların çaresizlik, işsizlik, amaçsızlık, mutsuzluk, umutsuzluk ya da kaygılardan değil de önemli bir kesim için hayal kırıklığı olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Ya da hissediyorum. ...

ilham perisizlik

Hayatımda bana ilham olabilecek şeyleri göremiyorum. Bu bir farkındalık itirafı. Bir kez daha okuyunca ya da kafanda yankılanan cümleyi tekrar dinleyince fark ediyorsun. Hayatımda bana ilham olabilecek şeylerin önce varlığından sonra da bilinçli veya bilinçsiz olarak onları fark edemediğimden bahsetmişim . Bir giriş cümlesi olmak için belki de kurban kokulu, ezik bir cümle olmuş. Fakat yargılamak benim işim. En çok da kendimi. Kendimi yargılamak için çoğunlukla başkalarının gözlerinden bile göre kusurlarımı görebilen ben, hayatımdaki ilham perilerini göremediğimi itiraf ederek başlamışım yazıya. Ben kim olduğumu sanıyorum ve aslında kim değilim bunu görüyorum düştükçe. Ayaklarıma çok güvenip gittiğim yerlerden memnun olmamamdan kaynaklı bir hayal kırıklığı gibi. Ayakların sorumluluğunda olmasa da gidilen yerler suçlu arandığında iz bırakan onlar olduğu için de olabilir. Kendimden sıkıldım yazarken. Kafa açtım gibi. Cümleler karmaşık olsun veya daha ince detaylar barındırsın diye böyl...

Bazen Olmaz

Hayal edebileceğiniz en karanlık senaryoyu düşünün. Şimdi o senaryoyu biraz biraz renklendirin. Yani bir anda apaydınlık olmasın tabi ortalık ama yine de siyah yerine belki lacivert belki mor kullanın, renkler değişsin. Ortalık biraz birbirinden ayrılabilir karanlıklarla aydınlansın. Eminim hepinizin en karanlık senaryosu birbirinden farklı olsa bile aslında çoğu ortak korkuların birleşmesiyle çok da otantik olmayan distopyalarınız vardır. Nihayetinde tüm korkular ölüm korkusudur ya, ondan öyle dedim, yoksa eminim hepimiz biricik özel harika canlılarızdır.  Her neyse burada sıkıntıları ben betimlemek istemedim o yüzden sizin korkularınızdan ilham almış oldum, bir nevi kopya çektim ya da çamura yattım gibi bu deyim işinde de yokum. Şimdi o karanlığınız her neyse ona iyice bakmamız gerekecek.  Hikâye burada başlıyor, korkuları bir bir aydınlığa çıkartacağız yani sonuçta varacağımız şeyi en başta söylemiş olmak gibi olmasın ama hiç ölmeyecek olsak en temel korkumuz ne olurdu? Sah...

Rüya Atmosferi

Parlak bir ışık gözlerini aldığı için uyanmıştı. Hala geceydi. Ama bir ışık vardı, derin, keskin ve bakılamaz. Doğruldu. Elini ışıktan gözlerini korumak için siper etti. Bir ahıra böylesi bir ışık neden vururdu bu saatte? İnekleri rahatsız etmemeye dikkat ederek kalktı ve kapıyı açtı. Karşısında insan silüetinde bir ışık mı vardı yoksa rüya mı görüyordu tam emin de değildi çünkü bakamıyordu lanet şeye. Ama korkmuyordu. Sahi neden korku yoktu? Rüyada mıyım diye seslendi. Benimle gelmen gerek dedi naif bir ses. Şu ışığı kısma şansın yok mu seni göreyim dedi meraklı çocuk. Sorusu yanıtsız kalmıştı. Işık bir yöne doğru gitmeye başlayınca içindeki heyecan ve merakla ona eşlik etmeye başladı. Birden yolun köyün mezarlığına giden yol olduğunu fark etti. Ölmüş müydü acaba bu da onu mezarlığa götüren melek falandı diye düşündü ama ölüyü mezara canlılar götürürdü teoride ve de pratikte. Öldüm mü ben diye seslendi. Yine yanıt alamadı. Mezarlığın yanından geçtiklerinde içini bir ferahlık kapladı e...

bazı çünküler ya da bazı bahaneler

hayatta ilerlemenin araçları vardır. farklı hızlarla, farklı eforlarla, farklı ihtiyaçlarla, farklı niteliklerle donatılmış bir sürü araç. bazısı doğuştan diğerlerinin önüne geçmenizi sağlar. bazısı ise saklandığı yerde bulunmayı bekler. bazısı bizzat siz tarafından yapılmalıdır, bazısı ise ödünç alınmalı hatta çalınmalıdır. bazen bu araç zaten sahip olduğunuz bir şeydir. bazense hiçbir zaman sahip olamayacağınız bir şey. ama ona doğru gitmek de ilerlemektir zaten.  insan yerinde sayabilir mi? her şey değişmeye, dönüşmeye, bozulmaya, yeniden yapılmaya mecburken... neredeyse imkansız. e peki neden böyle hissediyorum uzun zamandır? neden hayatta ilerleme ile alakalı bir sorunum var sanıyorum? çünkü araçların adil olması gerektiğini sanıyorum.  çünkü araçların aynı performansı her gün gösterip hiç arızalanmamasını istiyorum. çünkü gideceğim yolda hiçbir engel olmaması gerektiğini düşünüyorum.  çünkü belki de yürüyecek bir yolum olmadığını düşünüyorum ve bekliyorum.  çün...